Sizden Gelenler
->
susus-istahsiz-soframa(Oğuz Kağan )susus-istahsiz-soframa1

Bu bölümdemde sizlere ait olan ya da begendiginiz yazıları-fıkraları, veya eklemek istediginiz her hangi bir güzel ata sözleri vs. yazılar paylaşabilirsiniz…
( *** ŞİİR LER *** )
Kandilli’de eski bahçelerde,
Akşam kapanınca perde perde,
Bir hatıra zevki var kederde.
Artık ne gelen, ne beklenen var;
Tenha yolun ortasında rüzgar
Teşrin yapraklarıyla oyna.
Gittikçe derinleşir saatler,
Rikkatle, yavaş yavaş ve yer yer
Sessizlik daima ilerler.
Ürperme verir hayale sık sık,
Her bir kapıdan giren karanlık,
Çok belli ayak sesinden artık.
Gözlerden uzaklaşınca dünya
Bin bir geceden birinde guya
Başlar rü’ya içinde rü’ya.
ok.ş
ÖLEN SEVGİLİ
Sabah uyandiginda midesinde bir yanma hissetti. Yanmanin nedeni aksam
yedikleri degil,uyanir uyanmaz bugün yapacaklarinin aklina gelmesiydi.
Bugün
2 yildir götürmeye çalistigi bir birlikteligi bitirecekti.
Aslinda bunu yapmakta geç bile kalmisti.
´Bitmeli dedi içinden, her gün bu tatsiz uyanis bitmeli.´
Genç adam bunlari düsünürken surati sekilden sekile giriyordu. Süratle
giyinerek disari çikti. Bugüne kadar hiç bekletmemisti onu, simdi de
bekletmemeliydi. Istanbul, soguk ve yagmurlu bir Nisan ayi yasiyordu.
Genç
adam gökyüzüne bakarak iç geçirdiÿÿÿÿ;
´Bulutlar bizim yasayacaklarimizi biliyor. onlar bile agliyor
halimize…´
BULUSMA VAKTI…
Artik Kadiköy iskelesindeydi. Birkaç dakikalik beklemeden sonra
karsidan kiz
arkadasinin geldigini gördü. Simdi midesindeki agri daha da artmisti.
Besiktas´a geçtiler. Yolculuk sirasinda hiç konusmadilar. Genç kiz,
sevgilisinin bu durgunluguna anlam verememisti. Nereden bilecekti bugün
ayrilik çanlarinin çalacagini…
Besiktas´a geldiklerinde bir cafede oturdular. Genç kiz anlamisti
sevgilisinin kendisine bir sey söylemek istedigini.
´Bana birsey mi söylemek istiyorsun´ diye sordu. Genç adam, gözlerini
kaçirarak
´Evet´
dedi. Genç kiz heyecanlanmisti, biraz da sinirlenerek
´Söylesene, ne diye bekliyorsun´ dedi.
Genç adam içini çektikten sonra
´Sence biz nereye kadar gidecegiz?´ diye sordu. Genç kiz,
´Bunu sorma geregini niye duydun?´ diye yanit verdi. Genç adam söze
basladi…
´´Birkaç ay önce aksam 23:00 civarinda sana telefon açip senin için
yazdigim
siiri okumak istemistim. Sen bana
´Sirasi mi simdi canim yaa, isin gücün yok mu?´demistin. Biliyormusun o
an
nakavt olan bir boksör gibi hissettim kendimi. Özür dileyip telefonu
kapatmistim. Daha sonra da bu siiri benden hiç istememistin. Geçenlerde
hasta olup yataklara düstügümde arkadaslarimla birlikte sen de gelmis,
Meralin
´Sen sanslisin, sevgilin sana bakar´ sözüne Isim yok da sana mi
bakacagim,
annen baksin´ demistin. Hatirladin mi?´´
DUYGUSALLIGI SEVMEM…
Genç kiz,
´Biliyorsun ben duygusalligi sevmiyorum. Hem hasta bakici gibi
göründügümü
de kimse söyleyemez´ diye yanitladi. Genç adam güldü,
´Evet canim haklisin. Zaten olmak istesen de bu kalbi tasidigin sürece
hasta
bakici, hemsire falan olamazsin.´
Genç adam devam etti…
´Bana simdiye kadar kaç kere sabahin erken saatlerinde güzel
sözcüklerden
olusan bir mesaj çektin? Hiç… Hatta günün hiçbir saatinde çekmedin.
Duygusalligi sevmeyebilirsin. Ama sen seni seven insanlari da mutlu
etmeyi
sevmiyorsun. Halbuki ben senin tam tersine kendimden çok insanlari
mutlu
etmeyi seviyorum. Seni tanidigimdan beri her sabah, her aksam, her gece
yani
seni andigim her saat tatli bir mesajim vardi senin için biliyormusun?
Seninle ben AKLA KARA gibiyiz.´
Genç kiz anlamisti,
´Yani ne istiyorsun benden sair olmami mi?´ Genç adam tekrar gülümsedi
içinden. Dün gece verdigi ayrilik kararinin ne kadar dogru oldugunu
düsündü.
´Hayir´ dedi,
´Sair olmani istemiyorum. Olamazsin da…
BIZ AYRILMALIYIZ.
Ayrilirsak ikimiz için de en
hayirlisi olacak.´ Genç kiz sasirmisti,
´Neden ama? Ben seni seviyorum. Senin de beni sevdigini saniyordum.´
Genç
adam iç çekerek
´Hayir canim, sen beni sevdigini saniyorsun. Eger beni sevseydin simdi
baska
seyler konusuyor olurduk´ dedi. Genç kizin gözleri yasarmisti. Genç
adam
cebinden çikarttigi mendili uzatti, genç kiz gözyaslarini silerek
´Sen bilirsin, umarim beni bir baskasi için birakmiyorsundur…´ dedi.
Genç
adam
´Nasil böyle bir sey düsünürsün, senden baska kimse olmadi ve uzun
zaman da
olacagini sanmiyorum´ yanitini verdi. Genç adam ve genç kiz iki sevgili
olarak oturduklari masada artik iki yabanciydilar. Birkaç dakika
sessizce
oturduktan sonra Genç kiz,
´Kalkalim istersen´ dedi. Genç adam
´Ben biraz daha burada kalmak istiyorum, istersen sen kalkabilirsin´
diye
yanitladi. Genç kiz
´Tamam o zaman sana mutluluklar dilerim´ diyerek elini uzatti. Genç
kizin
sesi ve eli titriyordu. Genç adam,
´Istersen arkadas kalabiliriz´ dedi ve birbirlerine son kez sarildilar.
´BEN DOGRU YAPTIM…´
Genç adam dogru yaptigina inaniyordu. Eve döndügünde yürümekten bitap
bir
haldeydi. Odasina girdi. Gece bitmek bilmiyordu. Sabah erken kalkip ise
gidecekti, uyumaliydi. Birkaç saat sonra uykuya dalmayi basardi. Sabah
7´de
saatin ziliyle uyandi. Evden çikacagi zaman cep telefonuna bakti, mesaj
ve
10 cevapsiz arama vardi. Yorgun oldugu için duymamisti telefonun
sesini.
Aramalar ve mesaj sevgilisindendi. Heyecanla mesaji açti, sunlar
yaziyordu:
SADECE ONLARI SEVMEYI SEVDIM,
HEPSINI ONLARSIZ YASADIM DA,
BIR SENI SENSIZ YASAYAMIYORUM,
BU ASKI TEK KALPTE TASIYAMIYORUM,
SANA YEMIN GÜZEL GÖZLÜM, BIR TEK SENI SEVDIM,
VE SENI SEVEREK ÖLECEGIM, ELVEDA BIRTANEM…
Genç adam sasirmisti. Onu tanidigi günden beri ilk defa siir aliyordu
ve
üstelik sabahin besinde yazmisti. Heyecanla onu aradi, telefonu yabanci
bir
ses açti. Genç adam
´´Nalan´la görüsebilir miyim?´´ dedi. Ama karsisindaki agliyordu,
hiçkira
hiçkira hemde…
´Ben onun annesiyim yavrum, kizim bu sabah intihar etti. Gece sabaha
kadar
birilerini arayip durdu. Sabah odasinin isigini sönmemis görünce
girdim.
Yavrum kendini asmisti….´
YIGILIP KALDI…
Genç adam beyninden vurulmusa döndü. Bir gün önceki mide agrisinin iki
katini çekiyordu simdi. Oldugu yerde yigilip kaldi…
Birkaç ay sonra iki doktor konusuyordu hastanede. Doktarlardan biri
digerine
karsidaki hastanin durumunu soruyordu. Doktor yanit verdi…
´Haaa o mu? Üç ay önce getirdiler. Kendisi yüzünden bir kiz intihar
etmis. O
günden sonra cep telefonunu elinden hiç birakmamis. Devamli bir seyler
yazip
birine yolluyor. Geçenlerde merak ettim. O uyurken gönderdigi numarayi
aradim. Numara 3 ay önce iptal edilmis. Gelen mesajlarda bir siir var.
Bu
adam duygusal mi bilmem ama benim anladigim kadariyla siiri yazan çok
duygusal biriymis…
´ÇEVRENIZDEKI INSANLARIN NE HISSETTIGI YA DA NE DÜSÜNDÜGÜNDEN O KADAR
EMIN
OLMAYIN,
BAZEN BIR KALBIN, IÇINDE NELER SAKLADIGINI ÖGRENDIGINIZDE HERSEY IÇIN
ÇOK
GEÇ OLABILIR…´
OĞUZ KAĞAN ŞAHİN
ZAP SUYU
Karanlık gecede kara sudan,
Zap suyuna giden yol,
Dolunay azaplığında vatanımın,
Ay örgüsü saçlarına vurgun düşmüşüm.
Alın yazımızda vatan ve bayrak,şehitlik yazılmış,
En güzel türküyü kurşun söyler özüme,
Olaki pendürek ağıdı,cudi,kabar türkülerinde Muabbeti bulurum bir zaman,
Şahadet aslanlarının savaşında.
Ölümsüzlük,şehitlik,bayrak hilalinde can veren kan veren yiğitler,
Yar gönlümüze düşende çıktık dağların başına,
Karanlık gecede,el uzattık hilale,
Vurgun yedik seher rüzgarında,
Gurbet türkülerinde selamettik yar diyarına,
Savaş türkülerinde kendimizi bulduk,
Vatan türküsüyle toy eyledik her zaman,
Kürşat baskınlarında,şahadetime destur verilirken,
Tekbir-i ilahi ki bayrağındaki iman,
Vatan olası gönül neylerim,neylerim,sensiz acep?
Seninle gezerim ŞAVŞATI KARS’ı,
Seninle inerim bingölden VAN’a
MUŞ’tan el ederim ADIYAMAN’A.
En deli sevdaları yaşarım,pusuya geçerken
Keleş sesinde yas tutarım ölen şehitlerin ardından.
Divanesi olduğum anadoluyu gezerken,
NASİBİM BİR KURŞUN OLUPTA,
DÜŞERSEM TOPRAĞA,
EĞER,EĞER,EĞER TOPĞRAĞIM AÇMIŞSA BAĞRINI,
DAMLA,DAMLA DÜŞÜYORSA TOPRAĞA KAN,
BAYRAKLARA SARILIYORSA TABUTLAR,
ANALAR,ANALAR AĞLIYORSA…
İLGİNÇ EVLERİNİN ARDI SIRA,
GELİNLER,GELİNLER YAS TUTUYORSA
YAZIKLAR OLSUN BU DÜŞMANA!!!!!!!
Kasımda asker
çiçeği burnunda 20yaşında
nöbet tutar oldu silah başında
ismimi görürsen mezar taşında
üstüme yaslanıp ağlama anam
asker oldum anam bilek bükülmez
kurşun yesem asla kanım dökülmez
şu hayrabolunun kahrı çekilmez
işte askewr oldum ağlama anam
soran olursa
Seni tek başına gören olursa
Dertliyim derman bulunmaz dersin
Gözünden akan yaşı gören olursa
Sevdiğim askerden gelmedi dersin
Başkasını seversin diyen olursa
Ondan başkasını sevemem dersin
Seni evlendirecekler diyen olursa
Ömrümde başkasına yar olmam dersin
Ne zaman gelecek diye soran olursa
Geldi kalbimde yaşıyor dersin
Onun aşkı yalan diyen olursa
Ettiğimiz yemin büyüktür dersin
“Askerler vurulunca değil
unutulunca ölürler.”
Gönderen: OK.Ş.
GİDİYORUM HOŞÇA KAL
Gönlüm bir yola çıktı nerde durur bilinmez
Derdi peşime takıp gidiyorum hoşçakal.
Elbet yaşadıklarım öyle kolay silinmez
Gözyaşlarımla akıp gidiyorum hoşçakal
Geceye dek bekledim bir kenarda büzülüp
Vazgeçmeyi düşündüm bu aşk için üzülüp
Sen uyurken odana hırsız gibi süzülüp
Sana son defa bakıp gidiyorum hoşçakal
Ben bu aşk oyununda acemi bir çıraktım
Acılara çok yakın mutluluğa ıraktım
Komidinin üstüne sana bir not bıraktım
Tüm gemileri yakıp gidiyorum hoşçakal
Şunu bil ki aşkıma asla katmadım hile
Ama sen anlamadın sadece verdin çile
Anılara ve sana sen göremesen bile
Son birkez selâm çakıp gidiyorum hoşçakal
Ten Susturur Ayazı
Tütsü kokusu sarar sevda esaretlerini
Düşer faslı eftelya serpil umutlara
Köşede afroz keser yekte bıçkını küheylan
Galataya karşı serper umutlarını seher
Derinden bir nağmeye bürünür sevda
Vakit yıldız kaymalarına dem tutuşundayken
Keramet sanar gölge oynaşmalarını haspa
İlk defa gülüştü sabahla rüzgar
Kağıttan helvalar dizildi dünden güne
Döküldü hatıralar Leica öbeklerinden
Ömür enstantanelerinde sarıldı siyahla beyaz
Merdiven aralığına sinik tahayyüller
Suslarında kahpe soylu bir geceyi siler
İhtimal vaki insel nağmelerinde tazenin
Aşk yanar kaminetosunda
Düşselinde ten susturur ayazı
OĞUZ KAĞAN ŞAHİN
EY HALİMİ ANLAMAYAN DERDİMİ DİNLEMEYEN NAZLI ÇİÇEĞİM BENİM SEVDİĞİM KADAR KİMSE SENİ SEVEMEZ SENİ SEVMEK NEYE BEDEL OLURSA OLSUN BEN SENİ SEVİYORUM.
NADİDE ÇİÇEĞİM BEN SENİN HASRETİNLE KURUMAYA MAHKUM OLMAK İSTEMİYORUM ANLAMADIĞIM TEK ŞEY BU AÇMAZLIKLARIN İÇİN DE SENİN GİBİ BİR ASUDE GÜZELİ SEVDİM UĞRUNDA HERŞEYİMİ HATTA CANIMI BİLE VERMEYE HAZIRIM. BİLMİYORUM SANA DALGA GİBİ GELEBİLİR FAKAT NADİDE ÇİÇEĞİM BEN SEVDİM Mİ DELİKANLI GİBİ SEVERİM. ŞUNU UNUTMA UZAK DİYARLARIN GAMZELİ GÜZELİ SENİ SEN OLDUĞUN İÇİN SEVDİM SENİ BENDEN SENİ KALBİMDEN ATACAK GÜÇ SADECE SENDE VAR NADİDE ÇİÇEĞİM ÖYLE BİR AŞK ÇUKURUNA DÜŞTÜM Kİ SEN GÜLMEDİKÇE BU ÇUKUR GİDEREK DARALIYOR EY UYKULARIN SULTANI UYANDIĞINDA HERŞEY GEÇMİŞ OLABİLİR. RÜYALARIN EN TATLISI BİRGÜN KABUS OLABİLİR. NADİDE ÇİÇEĞİM BEN DELİKALICA SEVERİM. YARIN GEÇ OLMADAN GÜNEŞ UFUKTAN KAYBOLMADAN SÖYLE DENİZ GÖZLÜM SENİ SEVİYORUM DE. DEKİ DAĞLAR ARAMIZDA ENGEL OLSA ONLARI YIKAR YİNE GELİRİM.
BOŞ VER ONU BUNU BİZİM AŞKIMIZ DELİKANLICA ADAM GİBİ OLSUN.
Yazan : Veli MUTLU
SENİ BÖYLESİ SEVERKEN
SENİ BÖYLESİNE DELİCESİNE SEVERKEN
HER AKŞAM ÇIKIŞ SAATİNİ BEKLERKEN
SENİN BİR TELEFONU BEKLERKEN
ELİMDE BİR RESMİN OLSAYDI NE VARDI
GECELERİ SENİ DÜŞÜNÜRKEN KARŞIMA KOYSAYDIM
BİR SİGARA YAKIP İÇİN İÇİN ÇEKSEYDİM
HER DUMANIN DA SENİ DÜŞÜNÜRKEN
SENİ DÜŞÜNÜRKEN YANIMDAYMIŞIN GİBİ BAKSAYDIM
SENİN SAÇLARINI OKŞAYIP DURSAYDIM
YALNIZLIKTAN KURTULURKEN
ELİMDE BİR RESMİN OLSAYDI NE VARDI
GECELERİ YASTIĞIMIN ÜSTÜNE KOYSAYDIM
SANA BAKIP BAKIP RÜYALARA DALSAYDIM
SENİ BÖYLESİ DELİCE SEVERKEN
ELİMDE BİR RESMİN OLSAYDI NE VARDI…
ELİMDE BİR RESMİN OLSAYDI NE VARDI
Yazan : Veli MUTLU
ÖLÜMDEN KORKUM OLSAYDI
SENİ GERÇEKTEN SEVMEZDİM
HAYATTAN KORKUM OLSAYDI
YAŞAMAYI ASLA İSMETEZDİM
SENİ SEVMEK ZOR OLSAYDI
İNANKİ SENİ SEVMEZDİM
SEVECEGİM BİRİ OLSAYDI
YİNE DE SENİ SEVERDİM BEN
İHANET ZİNCİRİ KIRAN UTANSIN
DÖNÜP ARKASINA BAKAN UTANSIN
DOST DOST DİYE SARILDIĞIN İNSAN
ARKANI DÖNÜNCE VURAN UTANSIN
GELDE KATLAN DOSTUM
BİTMEZ DEDİĞİN AŞKIN BİTERSE
KALBİN İÇİNE ATEŞ DÜŞERSE
SEVDİĞİN ELLERE GELİN GİDERSE
GELDE KATLAN BUNA DOSTUM
BAŞINDA DUVAĞI ÜSTÜNDE TELLER
BELİNDE KUŞAĞI ELDE ÇİÇEKLER
BİRAZ SONRA ALIP GÖTÜRECEKLER
GELDE KATLAN BUNA DOSTUM
NİKAH MEMURU ORDA DURURKEN
EVETMİ HAYIRMI DİYE SORARKEN
SEVDİĞİN ELLERE GELİN OLURKEN
GELDE KATLAN BUNA DOSTUM..
YAZAN: Veli MUTLU
EĞER BİRGÜN KEFENE SARILACAKSAM
SAÇLARINDA SARSINLAR BENİ
EĞER BİRGÜN GÖMÜLECEKSEM
BENİ SENİN KALBİNE GÖMSÜNLER
EĞER MAHŞERDE HESAP VERECEKSEM
BİLSİNLER Kİ TEK GÜNAHIM SENİ SEVMEK
EĞER GÜNAHKARLAR ATEŞLE KAVRULACAKSA
BENİ SENİN GÖZLERİNDE KAVURSUNLAR
HER AKŞAM ÇIKIŞ SAATİNİ BEKLERKEN
SENİN BİR TELEFONU BEKLERKEN
ELİMDE BİR RESMİN OLSAYDI NE VARDI
BİR SİGARA YAKIP İÇİN İÇİN ÇEKSEYDİM
HER DUMANIN DA SENİ DÜŞÜNÜRKEN
SENİN SAÇLARINI OKŞAYIP DURSAYDIM
YALNIZLIKTAN KURTULURKEN
ELİMDE BİR RESMİN OLSAYDI NE VARDI
SANA BAKIP BAKIP RÜYALARA DALSAYDIM
SENİ BÖYLESİ DELİCE SEVERKEN
ELİMDE BİR RESMİN OLSAYDI NE VARDI…
ÖLÜMDEN KORKUM OLSAYDI
SENİ GERÇEKTEN SEVMEZDİM
HAYATTAN KORKUM OLSAYDI
YAŞAMAYI ASLA İSMETEZDİM
SENİ SEVMEK ZOR OLSAYDI
İNANKİ SENİ SEVMEZDİM
SEVECEGİM BİRİ OLSAYDI
YİNE DE SENİ SEVERDİM BEN
İHANET ZİNCİRİ KIRAN UTANSIN
DÖNÜP ARKASINA BAKAN UTANSIN
DOST DOST DİYE SARILDIĞIN İNSAN
ARKANI DÖNÜNCE VURAN UTANSIN
GELDE KATLAN DOSTUM
BİTMEZ DEDİĞİN AŞKIN BİTERSE
KALBİN İÇİNE ATEŞ DÜŞERSE
SEVDİĞİN ELLERE GELİN GİDERSE
GELDE KATLAN BUNA DOSTUM
BAŞINDA DUVAĞI ÜSTÜNDE TELLER
BELİNDE KUŞAĞI ELDE ÇİÇEKLER
BİRAZ SONRA ALIP GÖTÜRECEKLER
GELDE KATLAN BUNA DOSTUM
NİKAH MEMURU ORDA DURURKEN
EVETMİ HAYIRMI DİYE SORARKEN
SEVDİĞİN ELLERE GELİN OLURKEN
GELDE KATLAN BUNA DOSTUM..
YAZAN: Veli MUTLU
EĞER BİRGÜN KEFENE SARILACAKSAM
SAÇLARINDA SARSINLAR BENİ
EĞER BİRGÜN GÖMÜLECEKSEM
BENİ SENİN KALBİNE GÖMSÜNLER
EĞER MAHŞERDE HESAP VERECEKSEM
BİLSİNLER Kİ TEK GÜNAHIM SENİ SEVMEK
EĞER GÜNAHKARLAR ATEŞLE KAVRULACAKSA
BENİ SENİN GÖZLERİNDE KAVURSUNLAR
EĞER BİRGÜN ÇARESİZLİKLE KAVRULACAKSAM
ELLERİMİ ELLERİNE VERSİNLER YETER
YERDEN YERE SÜRÜNECEKSEM
SENİ SONKEZ GÖRMEM YETER..
YAZAN: Veli MUTLU
BEKLEYECEĞİM
GÜNLER UZAYIP SENE OLSADA
SENELER UZAYIP ASIR OLSADA
AŞKIN IZDIRABI BENİ BOĞSADA
YİNE DE GELİRSİN DİYE BEKLEYECEĞİM
BENDEN BAŞKA NİCELERİNE GÖNÜL VERSEN
BUGÜN NİŞANLANIP YARIN EVLENSEN
HERBİRİNDEN AYRI SEVGİ GÖRSEN
YİNE DE GELİRSİN DİYE BEKLEYECEĞİM
SENİ NE KADAR SEVMİŞİM MEĞER
MECNUN OLSA DA BU KADAR SEVER
SANA KAVUŞMADAN ÖLÜRSEM EĞER
AHİRET KAPISINDA BEKLEYECEĞİM
(yazan karizma)
MAHKEME SORULARI
Asağıdakiler mahkemelerde avukatlar tarafından sorulmuş gerçek sorulardan derlenmiştir.Reha Muhtar’dan daha salakça soru sorulabilir mi? diye bir soruyla karşılaşınca artık “evet” diyeceksiniz!..
“Uykusunda ölen bir insan, ertesi günün sabahına kadar bunun farkına varamaz, değil mi doktor?”
“En genç olan oğlunuz, hani şu 20 yaşında olan, kaç yaşındaydı?”
“Resminiz çekilirken orada mıydınız?”
“Yalnız mıydınız, yoksa kendi başınıza mıydınız?”
“Savaşta öldürülen kardeşiniz miydi yoksa siz miydiniz?”
“Sizi öldürdü mü?”
“Çarpışma esnasında araçlar arasında ne kadar mesafe vardı?”
“Oradan ayrılana kadar orada mı kaldınız?”
“Kaç kere intihar etmeyi başardınız?”
Soru: “8 agustosta mı hamile kaldınız?”
Cevap: “Evet.”
Soru: “peki o anda siz ne yapıyordunuz?”
Soru: “Üç çocuğunuz var, değil mi?”
Cevap: “Evet.”
Soru: “Kaçı erkek?”
Cevap: “Erkek yok.”
Soru: “Hiç kızınız var mı?”
Soru: “Merdivenler alt bodruma iniyor dediniz, değil mi?”
Cevap: “Evet.”
Soru: “Peki bu merdivenler yukarı da çıkıyor muydu?”
Soru: “Bay ___, geçen yaz kusursuz bir balayına çıktınız, değil mi?”
Cevap: “Evet, Avrupa’ya…”
Soru: “Eşiniz de sizinle geldi mi?”
Soru: “İlk evliliğiniz niçin sona ermişti?”
Cevap: “Ölüm sebebiyle.”
Soru: “Kim ölmüştü?”
Soru: “Şüpheliyi tarif edebilir misiniz?”
Cevap: “Orta boyluydu, sakalı vardı.”
Soru: “Erkek miydi yoksa kadın mı?”
GÖNDEREN : HASAN TASDELEN
( ***** FIKRALARLA HACIMEHMETLİ*****)
Temel ve Kraliçe Elizabeth
Temel Istanbul a gelmis, yürüyormus.Bu arada 5 dakikada bir top atislari duyul-
maktaymis. Merak edip sormus. “Hemserim bu top atislari neyin nesi?” diye.
Kraliçe Elizabeth in gelmesi sebebiyle top atisi yapildigi anlatilmis.
Aradan yarim saatgeçmis ve top atislari halen sürmekteymis. Temel yine
sormus bir baskasina “Bu top atislari neden?” diye. Ayni cevabi alinca
söylenmis: “Ulan, yarim saattir bir kariyi vuramadilar, be!”
- Temel ve Sevgilileri
Temel in 3 tane sevgilisi vardir.Biri ögretmen, biri doktor, biri de santralcidir.
Fakat ögretmenle evlenmeye karar verir. Bunu bilen arkadasi sorar “Niye
ögretmen de digerleri degil?” diye. Temel de ona döner:
-Ula der, bilmez misin doktorlar “bugün git yarin gel” der, santralci de “su an
mesgul daha sonra tekrar deneyin” der. Ama ögretmen ne der? Hadi bir daha
tekrarliyalim…
- Parasitçü Temel
Temel Nato da havaci olarak askerligini yapiyormus. Komutan askerlere
parasütle nasil atlanacagini ögretmis.
- “Uçaktan atlayinca birinci ipi çekeceksiniz. Parasüt açilmaz ise ikinci ipi
çekeceksiniz. Yine açilmadi, o zaman Meryem Ana ya dua edeceksiniz.”
Temel uçaktan atlar. Birinci ipi çeker parasüt açilmaz, ikinci ipi
çeker yine açilmaz. O sırada yere yavas yavas süzülen komutaninin
yanindan geçerken sorar:
- “Komutanim, komutanim.. O karinin adi neydi ?”
- Banka Soygunu
Temel ile Dursun Amerika da yasarlarken paralari bitmis ve bir banka soymayi
kafalarina koymuslar. Gece yarisi olmus, Dursun ve Temel kapilari açip içeride
kasalari aramaya koyulmuslar. Temel bir kasa görmüş, açmislar ve içinden bir
kase muhallebi çikmis. E bu kadar ugrastik bosa gitmesin demisler ve bunu
Temel afiyetle yemis. Daha sonra bir kasa daha görmüsler ve onu da açmislar
bir kase muhallebi daha. Bunu da Dursun yemis. Tabii ikisi de sasirmis koca
bankada nasil para olmaz diye ve orayi terk etmisler.
Ertesi gün gazetelerde manset : “Dünyanin en büyük Sperm Bankasi soyuldu!..
- Pilot Temel
Pilot Temel telsize var gücüyle bagiriyordu :
- “Ula, sag motor bozuldu. Düseyrum, düseyrum. Meydey düseyrum. Kule düseyrum.”
Kule hemen cevapladi :
- “Mesaj anlasildi. Yerinizi bildirin, yerinizi bildirin.”
Temel gayet ciddi :
-”Pilot kabini, öndeki sol koltuk, pilot kabini, öndeki sol koltuk.”
- Temel Usülü Intihar
Dursun birgün ormanda gidiyormus. Temeli bir agaca belinden bagli sekilde
bulmus. “Napiyosun Temel” demis Dursun; Temel de “Intihar ediyorum” demis.
Dursun “Benim bildigim öyle intihar edilmez; o ipi beline diil boynuna
bagliyacaksin” demis. Temel de: onu da denedim; az daha boguluyodum…
Babanin Sonu
- Babam öldü, demis Temel.
ilyas sormus:
- Neden öldü?
- Apartmanin sekizinci katinin balkonundan düstü.
- Eyvah parçalandi mi?
- Yok, giristeki bakkalin tentesine düsünce oradan havalanip karsi
apartmana yöneldi.
- Apartmana mi çarpti, nasil oldu?
- Yok, karsi apartmanin balkonunda çamasirlar asili idi.Çamasir ipine
vurup fabrikanin bahçesine düstü.
- Orada mi öldü?
- Yok, fabrika çelik yay fabrikasi, bahçedeki yaylarin üzerine düsüp
havalandi yeniden…
- Peki sonra?
- Sonrasi ne? Baktik ki yere inmiyor, biz de vurduk onu
- Temel in Arabasi
Temel Dursun a arabasinin öyküsünü anlatiyordu :
Bir gün otostop yapiyordum ki önümde, bu arabayla, mini etekli
güzel bir bayan durdu ve beni arabasina aldi. Bir süre gittikten
sonra kadin arabayi kuytu bir köseye çekti. Mini etegini iyice
yukari çekip, dudaklarini islatti ve “Benden ne istersen
alabilirsin” dedi, ben de arabasini aldim.
Dursun : iyi etmissin Temel, zaten mini etek sana hiç yakismazdi.
- Evde Kimse Olmayacak
Temel Fadimeye demis ki; “Fadime, bu aksam bize gel. Evde kimse olmayacak.”
Fadime aksam gelmis kapiyi çalmis çalmis kimse açmamis…
- 2 Katli Otobüs
Bir gün Temel le Dursun 2 katli otobüsle yolculuk ediyomus. Temel
cep telefonunu çikartip alt kattaki Dursun u aramis.
- Orada havalar nasil Dursun kardesim?
- Bizim söför uyumus otobüs kendi kendine gidiyo valla Temel cigim…
- O dabirsey mi Dursun? Bizim katta söför bile yok. Otobüs kendi
kendine gidiyo…
Mühendis
Makine, elektrik ve bilgisayar mühendisi üç arkadas arabayla giderken, araba
bozulur. ilk olarak makinaci der ki :
- Bu makine mühendisinin isi bana birakin…
Motor aksami, devir, sudur, budur derken basarisiz olur ve isi birakir. Elektrik
mühendisi çikar ortaya :
- Herhalde elektrik sisteminde sorun var ben simdi hallederim…
Akü, sigorta, mars, hepsini kurcalar ama ise yaramaz. Diger ikisinin kendisine
baktigini ve siranin geldigini anlayan bilgisayar mühendisi :
- Arkadaslar, arabadan çikip tekrar girsek bence olucaktir:-)
OGUZZZ
FRANSIZ ALMAN VE TÜRKİYEDEN BİZİM TEMEL ARASINDA DAYAK YEME YARIŞI DÜZENLENMİŞ.
DAYAK ATAN ADAMLAR DEMİŞLER SİZLERE BİRE KOD VERECEZ DAYAĞA DAYANAMAYAN O KELİMEYİ SÖYLERSE BIRAKACAZ DİYE TAMAM DEMİŞLER
FRANSIZA SEN ELMA DERSEN BIRAKAZ , ALMANA SEN ARMUT DERSEN BIRAKACAZ , BİZİM TEMELE DE SEN KARPUZ DERSEN BIRAKACAZ DEMİŞLER.
NEYSE FRANSIZI ALMIŞLAR İÇERİYE BİR SAATTEN SONRA DAYANAMIŞ ELMA DEMİŞ , ALMAN 2 SAATTEN SONRA ARMUT DEMİŞ BİZİM TEMELİ ÖĞLEYE KADAR DÖĞMÜŞLER TIK YOK AKŞAM OLMUŞ TIK YOK DAYAK ATAN ADAMLAR YORULMUŞ YA BU TÜRKLER AMA SAĞLAM DEMEYE BAŞLAMIŞLAR EN SON GECE TEMEL KAFASINI DUVARLARA VURMAYA BAŞLAMIŞ HATIRLA HATIRLA NEYDİ HATIRLA DİYE…. :)))))))
Tatil bitti
Bir işadamı, oldukça yoğun ve yorucu geçen bir seneden sonra tatile çıkmaya karar verir. Eşi de kendisi gibi meşgul olduğu için birlikte tatil yapacakları bir dönem ayarlamak zor olur. İspanya kıyılarında bir otel bulur ve bulduğu ilk uçakla oraya gider. Otele yerleşirken bir aylık bir rezervasyon yaptırır. Bir hafta kadar güzelce tatil yaptıktan sonra, bir akşam yemeğinde garson kendisine bir mektup iletir. Mektubu okuyan işadamı, tatilini geçirdiği otelin yöneticisinin yanına gider. “Ne yazık ki tatil sona erdi…” Yönetici şaşırır ve üzülür. “Ama beyefendi, bir aylık rezervasyon yaptırmıştınız, ne oldu böyle aniden?” İşadamı çaresiz bakışlarla cevap verir: “Evet bir ay kalacağım, ama tatil bitti. Karım işinden izin almayı başarmış ve iki gün sonra burada olacakmış…”
Bizim Karı
Mahkemede hakim, Temel e sormuş;
- Kiminle evlisin?
- Bizum kariylan!
Hakim sinirlenmiş,;
- E, herhalde. Sen hiç erkekle evlenen duydun mu?
- Duydum tabi, nasil duymadum!
- Kimmiş,?
- Bizum kari.(veli mutlu)
Öyle ya,
Sana sunmalıyım berrak ve net görüntünü. Hiç bir karşılığı yada eşi olmayan güzelliğini yansıtmalıyım dalgaların gözlerinden. Avuçlarım yetmiyor susuzluguna. Bedenimin ıslanışıyla büyüyen sevgi çiçeğim , senin sunduğun özle birleşip büyüyor
Bütün yapraklarımı açarak, avuçlarımla beraber topladığım damlaları, koşarak sana ulaştırmalıyım. Uğruna canını feda edebileceğin bir sebebinin olması beni gururlandırıyor. En verimli ve besleyici zerreleri bırakmalıyım kalbine…
Yağmurdan izin almazdım, çaldığım için damlalarını…
Senin için saatleri geri almalıyım, güzellik salonlarında gülümsemeliyim insanlara. Kahramanca savaşmalıyım gözlerin için aynalarla. Seni bulmalıyım büyüttüğün çiçekte…
Bir öz dilimin ucunda , öpmeliyim dudağının ince kıvrımından.
Güneş, bulut ,ay veya herhangi bir gök cismi selamlıyor saatlerce çiçeklerimizi… Düşünebileceklerim bunlar.
İzinsizde olsa seviyorlar seni.
Talihimi senin için değiştiriyorum, artık kader ikimiz için akıyor.
Öyle ya,
Seni Seviyorum
YAZ AKŞAMLARI
Öpüyor geceyi ay, bir çiçek olup açıyor gökyüzünde,
Perdesi aralanıyor bulutların, toprağa düşüyor damlalar,
Kara kayalara vuruyor su, dalga dalga,
Yemyeşil, masmavi, bazen de çalıyor kızıla,
Durgun sularda beşik sallıyor zaman,
Alev alev şarap gibi, kan kırmızı rengi,
Dudaklarım yanıyor söylediğim buruk şarkıdan,
Seni bekliyorum son demimde susuzluğumun,
Yaz akşamlarının kıyısında anılar
Tatlı bir esinti dolanıyor kollarıma,
Birde sen sarıyorsun suların durgunluğunda,
Gözlerimi alıyor ay, uykularımı çalıyor gece,
Sensizlik birde bensizlik,
Dudaklarım yanıyor,söylediğim buruk şarkıdan,
Seni bekliyorum ayın sulara düştüğü yerde,
Yüreklerimizi kaybettiğimiz gölgelerde…
ALINTI
Kurtuluş savaşında ordu büyük zayiat vermektedir…
Ordu komutanı bu gidişe dur demenin yollarını ararken aklına dahiyane bir fikir gelir. Hemen bölüğü düz bir arazide toplar ve bölüğe hitaben: Bu günden sonra düşman tarafından bir kelle getirene on lira vereceğini söyler ve bölüğü cepheye gönderir. Ertesi gün bölük şaha kalkar ve her kes iki,üç kelle getirip ordu komutanından parasını alır. Savaşın üçüncü günü ordu komutanı postası olan temelin yok olduğunu görür. Bölüğe haber salar ve tüm ölüler ile yaralıların arasında temeli araştırır. Yapılan aramalarda temelden iz yoktur. Temelsiz geçen beş günün sonunda nöbetçilerden birisi bölüğe doğru bir toz bulutunun yaklaştığını alarm verir. Dürbünü eline alan ordu komutanı yaklaşan bulutun bir kamyon olduğunu görür. Gözlerine inanamaz kamyonun kasası düşman kelleleriyle doludur ve direksiyondaki de temelden başkası değildir. Sevinçle temeli karşılayan ordu komutanı ordusuna dönerek asker dediğin böyle olmalı der ve temeli odasına çağırır. Odaya giden temele ordu komutanı:
-Bak evladım devletimiz savaş halinde,ekonomimiz bozuk ben size kelle başına on lira sözü verdim ama bu kadar kelleye ödeyecek paramız yok gel seninle bir anlaşma yapalım kelle başına sana altı lira vereyim demiş.
Komutanın teklifine şiddetle karşı çıkan temel parasını tam olarak ister. Bir türlü temeli ikna edemeyen komutan kızgın bir ifadeyle altı lirayı neden kabul etmediğini sorar.
Temelin cevabı müthiştir.
Komutanım vallahi yedi liradan ben aldım onları der.
(veli mutlu)
SENSİZLİK
Akşamın ardında batarken güneş,
İçime düştü bir garip ateş,
Yollar sokaklara dilendi geçti,
Beklediğim umutlar kayboldu gitti
Akıttım göz yaşlarımı, gözlerim küstü,
Geceler yakaladı beni suç üstü,
Sabahlar duru geceler sessiz,
Hiç bir şey olmuyor inan ki sensiz
Mevsimler boyu geçti kuşlar,
Gözlerde dinmez oldu yaşlar,
Gelse de ardından zorlu kışlar,
Bitmez ki dönüşü olmayan düşler…
ALINTI
DERSLERİNİZ Mİ ZAYIF BUNU AİLENİZE SÖYLEMEYİ ÇEKİNİYONUZ MU?
ARTIK ÖYLE BİR DERDİNİZ OLMASIN
BU YAZIYI KENDİNİZE GÖRE ÇEVİRİN KURTULUN
Istanbul’da üniversitede okuyan genç kiz Ankara’daki babasina telefon etmis:
“Baba, meraba.. Ben Nurten….”
“Ooooo. Güzel kizim benim. N’abersin bakalim?…”
“Hiç sorma babacigim. Hiç keyfim yok valla…”
“Hayirdir? Bi sorun mu var?…
Kiz aglamaya baslar; babasi ise üzüntü ve meraktan kafayi yemektedir !
“N’ooldu kizim? Anlatsana…”
“Murat evi terketti. Bosanmak istiyormus…”
“Ne evi lan? Ne bosanmasi? Sen ne zaman evlendin de bosaniyorsun?…”
“Hani senin hiç hoslanmadigin esrarkes çocuk vardi ya. Ben onunla evlendim.”
“Iyi halt ettin, zilli. Neyse, artik yapacak bi sey yok. Versin mahkemeye, hemen bosanin…”
“Bosanalim ama benden 10 milyar istiyor. Eger vermezsem, iyi zamanlarimizda çektigi çiplak fotograflarimi Internetten herkese yollayacakmis….”
“Püüh. Rezil… Çiplak fotograf çektirdin, öyle mi?”
“Ama babacigim. O benim kocamdi. Ne biliyim böyle bir pustluk yapacagini.”
“Peki. Olan olmus artik. Yarin havale ederim parayi…Ögleden sonra bankaya gidip çekersin; sonra da alip yakarsin o kahrolasi fotograflari…”
“Sagol baba. Eeee. Sey….Bi de kürtaj için 2 milyara ihtiyacim var…”
Adam artik iyice fenalasir. Boguk bir sesle konusur:
“Kürtaj mi? Bi de hamile mi kaldin o çocuktan sen?…”
“Aslinda ondan degil… Zenci bi çocuk vardi..Zaten o yüzden ayriliyoruz ya….”
Adam bayilmak üzeredir. Nabzi yükselir, tansiyonu düser, artik inleyerek konusmaktadir:
” Biz seni oraya okumaya yollamistik. Sen ne haltlar çevirmissin. Allahim. Nedir bu basimiza gelenler…Okulu bititir bitirmez Ankara’ya dönüyorsun, yoksa kirarim bacaklarini…
“Istersen hemen dönebilirim babacigim. Ben geçen yil okuldan atildim çünkü…”
Adam masanin üzerindeki soguk su dolu sürahiyi basindan asagiya devirir ve ancak bu sekilde konusmasini sürdürebilir:
“Okuldan mi atildin? Hani birlikte avukatlik yapacaktik, zilli?…Eh ulan? Sen hele bi gel buraya. Ben sana yapacagimi bilirim. Evden disariya adim attirmiycam sana. Ilk isteyenle de evlendiricem….”
“O is zor be baba.. Biliyorsun, moda oldu, artik evlenmeden önce esler birbirlerinden saglik raporu istiyorlar… Pek iyi bi rapor sunacagimi zannetmiyorum ben…”
“Allahim, çildiracagim… Bir de cinsel hastaliklar haaa…..Kesin o zencidendir…”
“Çok pis arkadaslari vardi. Bilmem artik hangisinden kapmisimdir…”
Güm diye bir ses duyulur. Adam kisa bir Süre için kendinden geçmistir; ancak hemen kendisini toparlayip tekrar telefonu alir.
“Hemen bu aksam dayini yolluyorum oraya. Seni alip gelecek. Adresini ver bakiyim…”
” Mahmutpasa Karakolu’ndayim… Gelirken kefalet için de biraz para getirsin yaninda…” >
“Karakol mu?…Bi de karakola mi düstün layyynnn? Ne yaptin?….”
“Dün kafam çok bozuktu, çok içmisim. Araba kiralayip dolasmaya çiktim. O kafayla Arnavutköy’de kokoreççi dükkanina girdim. Ama neyse ki kimse ölmedi. Dükkan sahibiyle kiralik araba firmasina biraz para vermek gerekir sanirim…”
Adam artik iyice fenalasmistir. Hatta fenalasmak ne kelime; adeta kahrolmustur.
Telefonda kisa bir sessizlik olur. Kiz tekrar konusmaya baslar:
“Babacigim. Sakin üzülme. Bütün bunlar bir sakaydi. Ben sadece sinifta kaldigimi söylemek için aramistim…”
Bunun üzerine adam sevinçle ve mutlulukla haykirir:
“Canin sagolsun be güzelim, bosveeerrr. Okul da neymis? Hiç mühim degil,tatli canin sagolsun senin
Hazırlayan :Oğuz K. Şahin
gönderen : (editör) oğuz kağan şahin
gönderen : (editör) oğuz kağan şahin
gönderen : (editör) oğuz kağan şahin
gönderen : (editör) oğuz kağan şahin
OGUZZZ
FRANSIZ ALMAN VE TÜRKİYEDEN BİZİM TEMEL ARASINDA DAYAK YEME YARIŞI DÜZENLENMİŞ.
DAYAK ATAN ADAMLAR DEMİŞLER SİZLERE BİRE KOD VERECEZ DAYAĞA DAYANAMAYAN O KELİMEYİ SÖYLERSE BIRAKACAZ DİYE TAMAM DEMİŞLER
FRANSIZA SEN ELMA DERSEN BIRAKAZ , ALMANA SEN ARMUT DERSEN BIRAKACAZ , BİZİM TEMELE DE SEN KARPUZ DERSEN BIRAKACAZ DEMİŞLER.
NEYSE FRANSIZI ALMIŞLAR İÇERİYE BİR SAATTEN SONRA DAYANAMIŞ ELMA DEMİŞ , ALMAN 2 SAATTEN SONRA ARMUT DEMİŞ BİZİM TEMELİ ÖĞLEYE KADAR DÖĞMÜŞLER TIK YOK AKŞAM OLMUŞ TIK YOK DAYAK ATAN ADAMLAR YORULMUŞ YA BU TÜRKLER AMA SAĞLAM DEMEYE BAŞLAMIŞLAR EN SON GECE TEMEL KAFASINI DUVARLARA VURMAYA BAŞLAMIŞ HATIRLA HATIRLA NEYDİ HATIRLA DİYE…. :)))))))
Tatil bitti
Bir işadamı, oldukça yoğun ve yorucu geçen bir seneden sonra tatile çıkmaya karar verir. Eşi de kendisi gibi meşgul olduğu için birlikte tatil yapacakları bir dönem ayarlamak zor olur. İspanya kıyılarında bir otel bulur ve bulduğu ilk uçakla oraya gider. Otele yerleşirken bir aylık bir rezervasyon yaptırır. Bir hafta kadar güzelce tatil yaptıktan sonra, bir akşam yemeğinde garson kendisine bir mektup iletir. Mektubu okuyan işadamı, tatilini geçirdiği otelin yöneticisinin yanına gider. “Ne yazık ki tatil sona erdi…” Yönetici şaşırır ve üzülür. “Ama beyefendi, bir aylık rezervasyon yaptırmıştınız, ne oldu böyle aniden?” İşadamı çaresiz bakışlarla cevap verir: “Evet bir ay kalacağım, ama tatil bitti. Karım işinden izin almayı başarmış ve iki gün sonra burada olacakmış…”
Bizim Karı
Mahkemede hakim, Temel e sormuş;
- Kiminle evlisin?
- Bizum kariylan!
Hakim sinirlenmiş,;
- E, herhalde. Sen hiç erkekle evlenen duydun mu?
- Duydum tabi, nasil duymadum!
- Kimmiş,?
- Bizum kari.(veli mutlu)
Öyle ya,
Sana sunmalıyım berrak ve net görüntünü. Hiç bir karşılığı yada eşi olmayan güzelliğini yansıtmalıyım dalgaların gözlerinden. Avuçlarım yetmiyor susuzluguna. Bedenimin ıslanışıyla büyüyen sevgi çiçeğim , senin sunduğun özle birleşip büyüyor
Bütün yapraklarımı açarak, avuçlarımla beraber topladığım damlaları, koşarak sana ulaştırmalıyım. Uğruna canını feda edebileceğin bir sebebinin olması beni gururlandırıyor. En verimli ve besleyici zerreleri bırakmalıyım kalbine…
Yağmurdan izin almazdım, çaldığım için damlalarını…
Senin için saatleri geri almalıyım, güzellik salonlarında gülümsemeliyim insanlara. Kahramanca savaşmalıyım gözlerin için aynalarla. Seni bulmalıyım büyüttüğün çiçekte…
Bir öz dilimin ucunda , öpmeliyim dudağının ince kıvrımından.
Güneş, bulut ,ay veya herhangi bir gök cismi selamlıyor saatlerce çiçeklerimizi… Düşünebileceklerim bunlar.
İzinsizde olsa seviyorlar seni.
Talihimi senin için değiştiriyorum, artık kader ikimiz için akıyor.
Öyle ya,
Seni Seviyorum
YAZ AKŞAMLARI
Öpüyor geceyi ay, bir çiçek olup açıyor gökyüzünde,
Perdesi aralanıyor bulutların, toprağa düşüyor damlalar,
Kara kayalara vuruyor su, dalga dalga,
Yemyeşil, masmavi, bazen de çalıyor kızıla,
Durgun sularda beşik sallıyor zaman,
Alev alev şarap gibi, kan kırmızı rengi,
Dudaklarım yanıyor söylediğim buruk şarkıdan,
Seni bekliyorum son demimde susuzluğumun,
Yaz akşamlarının kıyısında anılar
Tatlı bir esinti dolanıyor kollarıma,
Birde sen sarıyorsun suların durgunluğunda,
Gözlerimi alıyor ay, uykularımı çalıyor gece,
Sensizlik birde bensizlik,
Dudaklarım yanıyor,söylediğim buruk şarkıdan,
Seni bekliyorum ayın sulara düştüğü yerde,
Yüreklerimizi kaybettiğimiz gölgelerde…
ALINTI
Kurtuluş savaşında ordu büyük zayiat vermektedir…
Ordu komutanı bu gidişe dur demenin yollarını ararken aklına dahiyane bir fikir gelir. Hemen bölüğü düz bir arazide toplar ve bölüğe hitaben: Bu günden sonra düşman tarafından bir kelle getirene on lira vereceğini söyler ve bölüğü cepheye gönderir. Ertesi gün bölük şaha kalkar ve her kes iki,üç kelle getirip ordu komutanından parasını alır. Savaşın üçüncü günü ordu komutanı postası olan temelin yok olduğunu görür. Bölüğe haber salar ve tüm ölüler ile yaralıların arasında temeli araştırır. Yapılan aramalarda temelden iz yoktur. Temelsiz geçen beş günün sonunda nöbetçilerden birisi bölüğe doğru bir toz bulutunun yaklaştığını alarm verir. Dürbünü eline alan ordu komutanı yaklaşan bulutun bir kamyon olduğunu görür. Gözlerine inanamaz kamyonun kasası düşman kelleleriyle doludur ve direksiyondaki de temelden başkası değildir. Sevinçle temeli karşılayan ordu komutanı ordusuna dönerek asker dediğin böyle olmalı der ve temeli odasına çağırır. Odaya giden temele ordu komutanı:
-Bak evladım devletimiz savaş halinde,ekonomimiz bozuk ben size kelle başına on lira sözü verdim ama bu kadar kelleye ödeyecek paramız yok gel seninle bir anlaşma yapalım kelle başına sana altı lira vereyim demiş.
Komutanın teklifine şiddetle karşı çıkan temel parasını tam olarak ister. Bir türlü temeli ikna edemeyen komutan kızgın bir ifadeyle altı lirayı neden kabul etmediğini sorar.
Temelin cevabı müthiştir.
Komutanım vallahi yedi liradan ben aldım onları der.
(veli mutlu)
SENSİZLİK
Akşamın ardında batarken güneş,
İçime düştü bir garip ateş,
Yollar sokaklara dilendi geçti,
Beklediğim umutlar kayboldu gitti
Akıttım göz yaşlarımı, gözlerim küstü,
Geceler yakaladı beni suç üstü,
Sabahlar duru geceler sessiz,
Hiç bir şey olmuyor inan ki sensiz
Mevsimler boyu geçti kuşlar,
Gözlerde dinmez oldu yaşlar,
Gelse de ardından zorlu kışlar,
Bitmez ki dönüşü olmayan düşler…
ALINTI
DERSLERİNİZ Mİ ZAYIF BUNU AİLENİZE SÖYLEMEYİ ÇEKİNİYONUZ MU?
ARTIK ÖYLE BİR DERDİNİZ OLMASIN
BU YAZIYI KENDİNİZE GÖRE ÇEVİRİN KURTULUN
Istanbul’da üniversitede okuyan genç kiz Ankara’daki babasina telefon etmis:
“Baba, meraba.. Ben Nurten….”
“Ooooo. Güzel kizim benim. N’abersin bakalim?…”
“Hiç sorma babacigim. Hiç keyfim yok valla…”
“Hayirdir? Bi sorun mu var?…
Kiz aglamaya baslar; babasi ise üzüntü ve meraktan kafayi yemektedir !
“N’ooldu kizim? Anlatsana…”
“Murat evi terketti. Bosanmak istiyormus…”
“Ne evi lan? Ne bosanmasi? Sen ne zaman evlendin de bosaniyorsun?…”
“Hani senin hiç hoslanmadigin esrarkes çocuk vardi ya. Ben onunla evlendim.”
“Iyi halt ettin, zilli. Neyse, artik yapacak bi sey yok. Versin mahkemeye, hemen bosanin…”
“Bosanalim ama benden 10 milyar istiyor. Eger vermezsem, iyi zamanlarimizda çektigi çiplak fotograflarimi Internetten herkese yollayacakmis….”
“Püüh. Rezil… Çiplak fotograf çektirdin, öyle mi?”
“Ama babacigim. O benim kocamdi. Ne biliyim böyle bir pustluk yapacagini.”
“Peki. Olan olmus artik. Yarin havale ederim parayi…Ögleden sonra bankaya gidip çekersin; sonra da alip yakarsin o kahrolasi fotograflari…”
“Sagol baba. Eeee. Sey….Bi de kürtaj için 2 milyara ihtiyacim var…”
Adam artik iyice fenalasir. Boguk bir sesle konusur:
“Kürtaj mi? Bi de hamile mi kaldin o çocuktan sen?…”
“Aslinda ondan degil… Zenci bi çocuk vardi..Zaten o yüzden ayriliyoruz ya….”
Adam bayilmak üzeredir. Nabzi yükselir, tansiyonu düser, artik inleyerek konusmaktadir:
” Biz seni oraya okumaya yollamistik. Sen ne haltlar çevirmissin. Allahim. Nedir bu basimiza gelenler…Okulu bititir bitirmez Ankara’ya dönüyorsun, yoksa kirarim bacaklarini…
“Istersen hemen dönebilirim babacigim. Ben geçen yil okuldan atildim çünkü…”
Adam masanin üzerindeki soguk su dolu sürahiyi basindan asagiya devirir ve ancak bu sekilde konusmasini sürdürebilir:
“Okuldan mi atildin? Hani birlikte avukatlik yapacaktik, zilli?…Eh ulan? Sen hele bi gel buraya. Ben sana yapacagimi bilirim. Evden disariya adim attirmiycam sana. Ilk isteyenle de evlendiricem….”
“O is zor be baba.. Biliyorsun, moda oldu, artik evlenmeden önce esler birbirlerinden saglik raporu istiyorlar… Pek iyi bi rapor sunacagimi zannetmiyorum ben…”
“Allahim, çildiracagim… Bir de cinsel hastaliklar haaa…..Kesin o zencidendir…”
“Çok pis arkadaslari vardi. Bilmem artik hangisinden kapmisimdir…”
Güm diye bir ses duyulur. Adam kisa bir Süre için kendinden geçmistir; ancak hemen kendisini toparlayip tekrar telefonu alir.
“Hemen bu aksam dayini yolluyorum oraya. Seni alip gelecek. Adresini ver bakiyim…”
” Mahmutpasa Karakolu’ndayim… Gelirken kefalet için de biraz para getirsin yaninda…” >
“Karakol mu?…Bi de karakola mi düstün layyynnn? Ne yaptin?….”
“Dün kafam çok bozuktu, çok içmisim. Araba kiralayip dolasmaya çiktim. O kafayla Arnavutköy’de kokoreççi dükkanina girdim. Ama neyse ki kimse ölmedi. Dükkan sahibiyle kiralik araba firmasina biraz para vermek gerekir sanirim…”
Adam artik iyice fenalasmistir. Hatta fenalasmak ne kelime; adeta kahrolmustur.
Telefonda kisa bir sessizlik olur. Kiz tekrar konusmaya baslar:
“Babacigim. Sakin üzülme. Bütün bunlar bir sakaydi. Ben sadece sinifta kaldigimi söylemek için aramistim…”
Bunun üzerine adam sevinçle ve mutlulukla haykirir:
“Canin sagolsun be güzelim, bosveeerrr. Okul da neymis? Hiç mühim degil,tatli canin sagolsun senin
Hazırlayan :Oğuz K. Şahin
gönderen : (editör) oğuz kağan şahin
gönderen : (editör) oğuz kağan şahin
gönderen : (editör) oğuz kağan şahin
gönderen : (editör) oğuz kağan şahin
VELİ MUTLU
BİLİYORUM BU YARA HİÇ KAPANMAYACAK
Telefonlarıma cevap vermeyeceksin…Cevap versen bile, öyle yorgun öyle
isteksiz çıkacak ki sesin, bir küfür gibi…
Sevmeyeceksin beni…Biliyorum bu şehri bana dar edeceksin…
Çünkü anladın; sevgimden tanıdın beni.O yanık, o hasta bakışımdan…Uçuruma
atlar gibi sevdalanışımdan…
Sevmek deyince, hemen ardından, ölüm, dememden anladın…
Anladın ve kardeşini bir kabustan uyandırır gibi çırılçıplak gerçeğe
uyandırdın beni; uyandırdın ve kaçtın…
Çünkü sen de benim gibiydin; sen de benim gibi seni sevmeyeni sevdin hep.Sana
acı çektireni…Seni aramayanı, telefonlarına çıkmayanı, çıkınca seninle bir küfür
gibi konuşanı sevdin…Sen de benim gibi seni incitip üzeni sevdin hep.
Bakışından hissettim bunu, kokundan, dokunuşundan…
Beni sevmeyecektin biliyorum ama…Ama, öyle susamıştımki kendim gibi birini
sevmeye…Öylesine muhtaçtımki gercekten incitilmeye, gercekten acı
çekmeye, kendim gibi birini özlemeye öylesine muhtaçtım ki, seni tanır tanımaz
çözüldüm…
Sana da olmuştur…Öylesine susamışsındır ki sevilmeye, kendin gibi birini
bulunca tutamaz kendini, herşeyi, belkide söylenmiycek her şeyi o an, garip bir
telaşla söylersin…
Hatta söylerken anlarsın, söylememen gereken şeyleri söylediğini
hissedersin, battığını, giderek çıkmaza girdiğini…Ama yine de engelleyemezsin
kendini tutamazsın.
Aleyhinde olabilecek herşeyi söylersin…Üstelik bunu anladıkca daha da
batırmak istersin kendini…Biraz daha zor duruma düşürmek…
Daha da kaybetmek, daha da dibe batmak istersin…Sanki bile isteye kendi
mutlulugunu kendi elinle bozmak istersin…Kendinden gizli bir öç alır gibi.
Sanki hiç mutlu olmak istemiyormuş gibi…Sanki hiç sevilmek istemiyormuş
gibi…
Bir tür gurur muydu bu?
Birgün nasılsa ve hiç olmadık bir anda alınıp kopartılmadan, kendi
ellerimizle onu yok etmek, bizim gibilerin mutluluğuna tahammül edemeyen bu
hayatta, bu hayatın zorba kurallarına bir tür başkaldırmak mıydı?
Bir şizofren çocuk tanımıştım bir gün.Tam karşımda
oturuyordu.gencecik, yakışıklı bir çocuktu.Şizofren olduğunu
biliyordu.Biliyordu iyileşemiyeceğini…İki de bir, önce kolunu uzatıp, sonra
avucunu açıyor; Mutluluk avuçlarımdaydı, yakalamıştım ama kaçtı
diyor, kaçtı, derken avuçlarını boşluğa kapatıyordu…
Hiç unutmuyorum, bu hareketi defalarca yapmıştı…
Yine hiç unutmuyorum; burjuvalara özenen bir ailede büyüdüm ben.Görgü kitabı
masanın üstünde dururdu hep.
Annem o kitabı defalarca ezberletirdi bize.Yemeğe nasıl oturulacak..çorba
nasıl içilir? Kaşık nerede, çatal nerede durmalı…Balık nasıl yenir? Peçete nasıl
katlanır…Sinemada nasıl oturulur…
Ben de eskiden senin gibi saftım.İnanırdım bu dünyada bile şölenler
olacağına…Bu dünyada anne, baba, kardeşler, bir sofrada lekesiz bir mutluluk
yaşayabilirler diye inanırdım…O kasvetli görgü kuralları kitabına rağmen
inanırdım…
Önce dilediğim gibi başlardı herşey.Herkes bir arada, sonsuz mutlu gibi…Sonra
birden hiç beklenmedik bişey olur, biri ağlayarak odaya kaçardı…İçerden, arka
odadan, ağlamaklı, sonsuz küskün sesler gelirdi; bıktım artık, bıktım, usandım
hepinizden, gideceğim buralardan, yetti artık! …
Ben de senin gibi saftım o zamanlar…Gidilecek neresi var dı ki derdim…İşte
hep birlikteyiz…Alemi var mı bu mutluluğu bozmanın? …
Sonraları çok sonraları anladım.Meğer biz, bizim aile, herkes, tesadüfen bir
araya gelmişiz tesadüften de öte…Biz…bizim aile, herkes, aslında hiç
istemeden, nedeni bilinmeyen bir zorunluluk sonucu bir araya gelmişiz…
Aslında biz bir araya gelmemek için yaratılmışız.
Hayatın en büyük yanlışıymış bizim bir arada olmamız! …
Evet cok geç anladım…
Bıraktım lekesiz mutlulukları; ben kavgasız, üzüntüsüz bir pazar sofrası
özlerken, aslında herkes…annem, babam, kardeşim o evden uzaklara, hiç dönmemek
üzere çok uzaklara gitmek istiyormuş…
Dünyanın en mutsuz otogarı…Dünyanın en imkansız istasyonuydu bizim
evimiz…Yıllarca uzaklara, cok uzaklara gitmek isteyip, bir türlü gidemeyenlerin
sonsuz bekleme durağıydı bizim evimiz…
İşte bu yüzden sevmek benim için bir tutsaklıktı, tuzaktı böylesi sevip
bağlanmak.Uzaklara cok uzaklara gitmek isteyenleri engellemekti.
Sevgi yüzünden bizim ailedeki hiç kimse istediği yere
gidemiyordu…Birbirimize duyduğumuz sevgi, aynı zamanda bizi birbirimize düşman
ediyordu…
Hem biz, bizim aile…Güneşli bir günde ansızın başlayan sağanak yağmurlar
gibiydik…
Bu yüzden hep hırçın, hüzünlü, kırgındık…
Bu yüzdendi, her şeyi, çok iyi gidiyor sanırken, içimizde yükselmesine bir türlü
engel olamadığımız o felaket duygusu…
Anlamıştım senin ailen de böyleydi…
Üstelik öyle severlerdi ki sizi, birgün hiç olmadık bir anda, aslında
istenmeyen çocuklar olduğunuzu söylerlerdi size! …
Sana ya da kardeşine…Tesadüfen dünyaya geldiğinizi…Beklenmedik bir misafir
olduğunuzu! …Aksi gibi, istikbaliniz için hiçbir şeyi esirgemediklerini
söyledikten sonra söylerlerdi böyle sıradan şeyleri! …
Sizin için…Senin için hiçbir fedakarlıktan kaçınmadıklarını söyledikten
sonra…
Senin de ailen benimki gibiydi…Güneşli bir günde ansızın başlayan sağanak
yağmurlar gibiydi…Bu yüzden sen de benim gibi böyle hırçın, hüzünlü, kırgınsın
her şeye…
Yıllar önce tanıdığım o şizofren çocuk gibi; tam mutluluğu yakalamışken
kaybetmiş gibisin hep…
Ben beni istediğim gibi sevmemiş olan annemin hayaletini arıyorum imkansız
kadınlarda…
Sen, seni istediğin gibi sevmemiş olan babanın hayaletini arıyorsun imkansız
erkeklerde…
Biliyorum ne ben o kadını bulacağım ne de sen o erkeği bulacaksın…
Ve ne acı ki, hep bizi sevmemiş olanları seveceğiz ikimizde…Ne acıki, hep bizi
incitip üzenlere bağlanacağız…Telefonlarımıza çıkmayanlara… Çıksa bile küfür
gibi konuşanlara sevdalanacağız…
Bizden bir çift güzel laf esirgeyenleri özleyecegiz…
Ölesiye, amansız seveceğiz onları…
Biliyorum, bu yüzden odan böyle…Güncelerin ortalık yerde…Kitapların
orada, burada…Anıların saçılmış ortalık yere…Her şeyin darmadağın…
Biliyorum bu yüzden düzenden, adı düzen olan her şeyden nefret ediyorsun…Sen
de benim gibi; toparlayıp da ne yapacağım, düzenli olunca ne olacak; sonunda bir
gün biri gelip her şeyi, biriktirdiğim, düzenlediğim, üzerine özenle titrediğim
her şeyi daha önce hep olduğu gibi hiç beklemediğim bir anda savurup, bozup
gitmeyecek mi, diye düşünüyorsun…
Biliyorum, sen benim için hiç bir zaman ulaşamayacağım annemin
hayaletisin…Ailemdeki insanlar gibisin çok duygusal çok güçlü, çok yaralı…
Onlar da senin gibi seninkiler gibiydi…Aklı başında, mazbut insan rolünü
oynamaktan ve ertelenmiş düşleri yüzünden yorgun düşmüş, yarı çılgınlardı…Hepsi
yanlış evde ve yanlış bir yerde yaşadıklarını söylerlerdi…Düşleri çok
garipti…En kısa yolculuk bile onları yorduğu halde; okyanusları aşmayı ve başka
kıtalara gitmeyi düşlerlerdi…
Yine aradım seni, yoksun…bulsam, benimle küfür gibi konuşacaksın…
Bir kere çözüldüm sana…Bir kere sana senin gibi olduğumu hissettirdim…
Oysa baştan beri biliyordum; sen.seni sevmeyenleri seversin.Tıpkı benim
gibi…
Ama öyle özledim ki benim gibi birini sevmeyi…Öyle özledimki kendim gibi
biri tarafından incitilmeyi, üzülmeyi…
Yine aradım seni yoksun…Beni de birileri arıyor…Beni de kendi gibi birini
sevmeyi özleyenler arıyor…Kendi gibi biri tarafından incitilmeyi, üzülmeyi
özleyen birileri arıyor.
Hiç cevap vermiyorum…BEN SENİ İSTİYORUM, SENİ ARIYORUM…
Kayıtsızlığınla beni yok ediyorsun, geride sen kalıyorsun.Ama seni de biri
yok ediyor…
Aslında bu oyunda herkes birbirini yok ediyor…
Ben birilerini, o birileri başkalarını.Sen beni…Seni bir başkası…
Hem çok iyi biliyorum; beni sevsen bile hiç kapanmayacak bu yaram…Seni biri
sevse de hiç kapanmayacak bu yaran…
Hiç kapanmayacak! …Avuçların hep boşluğa kapanacak.Tıpkı o şizofren genç
gibi…
ALINTI
Halil TAYKAYA
Başındaki gözleri önde değil arkada
Yürüyor önündeki engelleri görmeden…
Böyle yaratıklar var her ülkede dünyada
Onlar toplulukları uçuruma götüren…
Böylesi yaratıklar yapar işin tersini
Doluyor zanederler…elleri boşta kalır…
Felek bu gaddarlara acı verir dersini
Gözleri önde olan görür de önlem alır…
Gözü arkada olan görmez ilerisini
Onun gözleri gibi aklı da hep geridir…
Tek kendini düşünür,düşünmez gerisini
Böyleleri dünyaya gelmese çok yeridir…
Böylesi yaratıklar yöneticisiyse başta
Günahsız Uluslara zâlim bir cellat olur,
Dün IRAK’ta bir SADDAM…yarınlarda bir başka…
Onlar saltanat için KANLI TAHTTA oturur…
h_ taykaya
Başındaki gözleri önde değil arkada
Yürüyor önündeki engelleri görmeden…
Böyle yaratıklar var her ülkede dünyada
Onlar toplulukları uçuruma götüren…
Böylesi yaratıklar yapar işin tersini
Doluyor zanederler…elleri boşta kalır…
Felek bu gaddarlara acı verir dersini
Gözleri önde olan görür de önlem alır…
Gözü arkada olan görmez ilerisini
Onun gözleri gibi aklı da hep geridir…
Tek kendini düşünür,düşünmez gerisini
Böyleleri dünyaya gelmese çok yeridir…
Böylesi yaratıklar yöneticisiyse başta
Günahsız Uluslara zâlim bir cellat olur,
Dün IRAK’ta bir SADDAM…yarınlarda bir başka…
Onlar saltanat için KANLI TAHTTA oturur…
h_ taykaya
Yine uçtu talih kuşu
Dolaşıyor başlar üstü,
Belli değildir konuşu
O yüzden ne canlar küstü…
Mutlak konacak bir başa
Ürkütsen,ürkütmesen de…
Herkes giremez yarışa
Umutlanma boşa sen de…
Onun yuvası yüksekte
Yedi yılda bir uyanır,
Uçuşu bitince gökte
Yuvasına konuşlanır.
O, kuşların pak beyazı
Ona saygısızlık olmaz.
O, alında güzel yazı…
Makam,mevki bâki kalmaz…
İlk konduğu baş: ATATÜRK…
Konarken o seçer LAİK…
Kondukları saygın, büyük…
Olmalı yuvaya lâyık…
h_ taykaya
Sığmazsın bilirim bir kaç mısraya,
Anlatmak isterim seni dünyaya,
Acelen neydiki uçtun semaya,
Mezar’ının başında ağlarım baba,
Gururu sevgiyi senden öğrendim,
Mis gibi kokunu özledim baba,
Bu kadar genç yaşda ölmemeliydin,
Hasretin ciğerimi deliyor baba,
Bu kadar acıya nasıl dayandın,
Sabırlı olmayı öğrettin baba,
Bu koca dünyaya neden sığmadın,
Geride bıraktın bizleri baba,
Hastane yolları kaderin oldu,
Yanında biz varız üzülme baba,
O kanser illeti ecelin oldu,
Mevladan ümitler kesilmez baba,
h_ taykaya
Zaten hep eksik yaşanmaz mı
Sevdalar…
Hep yarım kalmaz mı
Boşver sevdiğim bizimkide yarım kalsın
Ne gözlerin baksın gözlerime
Ne ellerin tutsun ellerimi
En azından yalanlarla kirletmeyiz sevgimizi
Mümkün olsaydı gitmek
Giderdim çok uzaklara
Unutmak mümkün olsaydı unuturdum da
Kapanacağını bilseydim içimdeki yaranın susardım sevdiğim
Ama mümkün mü şimdi mutlu olmak
Gözlerimdeki yaşları silmek
Yeniden gülümsemek
İçimde her geçen gün dahada büyüyecek boşluğu doldurmaK
MÜMKÜN DEĞİL
veli mutlu
BİR TANEM
Öyle bir yerdesin ki bir tanem
Ne soğuk rüzgarlar üşütür bedenini
Ne kızgın güneş yakar tenini
Aradan geçse de yıllar
Takvimlerden dökülse de yapraklar
Umutla hep dönmeni bekleyeceğim
Bir gün geri döndüğünde
Merhaba bir tanem diyeceğim
Unutsan da sen beni
Hiç unutmayacağım ben seni
Çünkü sen,
Kimsenin ulaşamadığı,
Kimsenin varamadığı bir yerde
Yüreğimdesin ….
(veli mutlu)
İşte ! aradığım kız bu
İlk yemeğe çıkışımızda cep telefonu çaldı. Elini çantasına attı. Kurcaladı, kurcaladı.
Telefon uzun uzun çalmaya devam ediyordu. Bir türlü bulamadı.
Sonra o güzel cümle döküldü dudaklarından:
‘Evde mi bıraktım acaba?’ İşte o an aradığım kız bu dedim.
—————————————————-
Pişmanlık
Bilinçli tüketim, bilinçli üretimle olur 18.000 YTL kredi kartı borcum olduğunu öğrenen babamın ilk tepkisi;
‘Keşke korunsaydım’
—————————————————
Altıncı his
6. His filmini izledin mi dedim. Hayır ama çok övdüler dedi.
Bende filmin CD’si var, istersen vereyim izle, ben de çok beğendim dedim.
Şimdi izlersem bir şey anlamam, ilk 5 tanesini izlemem lazım önce dedi.
Sustum.Gülmedim bile. Artık görüşmüyoruz.
—————————————————-
Öncelik
Evlenmeyi düşündüğü erkek arkadaşının ‘benden önce biriyle oldun mu?’ sorusuna, ‘buraya gelmeden önce mi?’ cevabını vererek evlilik umutlarını magmalara atan hatunun gerçek sarışın olduğunu söylememe bilmem gerek kaldı mı?
—————————————————-
Suyu ısıt
Geçenlerde köyde komşunun evinin önünden geçiyordum.
Yaşlı amca hanımına şöyle dedi: ‘Hanım suyu ısıt; olursa olur olmazsa çay demleriz.’
Hala gülmekteyim.
—————————————————-
Maalesef Kaybettik
Aniden fenalaşan annelerini apar topar hastanenin acil servisine taşıyan, ancak yarım saat sonra doktorun ‘maalesef annenizi kaybettik’ demesiyle annelerinin öldüğünü öğrenemeyen(!)
bunun yerine ‘ulan nasıl kaybedersiniz koca kadını daha demin buradaydı!’ deyip doktoru bir güzel döven komşularım var duyurulur…
—————————————————-
Ramazan geldi
Her zaman canım, aşkım diyen kocacığım Ramazan geleli beri,orucu bozulmasın diye bana ‘kanka’ diyor ya..
—————————————————-
Danger
Önümüzde ilerleyen tankerin üzerindeki ‘DANGER’ yazısını görüp de
‘Allah’ın akıllısı, tanker yazacağına danger yazmış’ diyen ve arkasından kahkahalarla gülen teyzemi nerelere göndersem acaba?
————————————————–
Kıbleye çevirin
Bu zamana kadar hiçbir şeyi alkışlatamamıştım kısmet bugüneymiş.
Lütfen o büyük alkışlarınız pilota ‘Uçağı kıbleye çevirin, namaz kılacağım’ diyen gurbetçi vatandaşımıza gelsin. Haberi gördüğümde ben öyle yaptım da.
—————————————————-
Efendi Çocuklar
Lütfen bir alkış da benim anneme zira kendisi geçen gün televizyonda
zap yaparken, Aydın ve Fatih Ürek’i görünce, ‘Ben bunları çok
severim, mankenlerle falan dedikoduları çıkmıyor, terbiyeli çocuklar’ dedi.
———————————————————————————————————————————————————–
Bizim oradaki Carrefour´un ilk açıldığı zamanlar. Mağazada anlık
indirim duyurularını anons eden kişi şöyle dedi:
‘Pantolonları indirdik, orta reyonda sizleri bekliyoruz.’
—————————————————-
Lise yıllarında Milli Güvenlik dersinde hocamız olan subay, sınıfın
güzel kızlarından birini kaldırmış ve ondan subay rütbelerini
küçükten büyüğe doğru saymasını istemişti. Sıralamayı aynen yazıyorum:
‘Teğmen, üsteğmen, yüzbaşı, binbaşı, yarbaşı ve albaşı.’
—————————————————-
Geçenlerde gittiğim düğünde takılan paraları anons eden şahıs aynen
şöyle dedi:
‘Gelin hanım köşede, isteyen takabilir.’
———————— —————————
Arkadaşımın sevgilisi komiser. Geçenlerde ikisi arabada sohbet ederlerken;
- ‘Bilmem kaç merkez, yolda üç tane or..pu var Tamam’ diye bir telsiz
anonsu gelmiş.
Erkek arkadaşı çok utanmış ve hemen telsize sarılıp telsizin diğer
ucundaki memura;
- ‘Bu ne biçim anons, malum kadın deyin biz anlarız’ diye fırça atmış.
On dakika sonra gelen telsiz anonsu ikisini de kahkaha krizine sokmuş.
- ‘Komiserim malum kadınlar or..pu degilmiş Tamam’
—————————————————-
Bir arkadaşımla balık almaya gittiğimizde, arkadaşım kovanın içinde yüzüp
çırpınan balıklara bakıp;
- ‘Bunlar taze mi?’ diye sormuştu.
Balıkçı da cevabı hemen yapıştırdı:
- ‘Yok abla, pil takıp oynatıyoruz’ (OGUZZİ)
SENELER UZAYIP ASIR OLSADA
AŞKIN IZDIRABI BENİ BOĞSADA
YİNE DE GELİRSİN DİYE BEKLEYECEĞİM
BUGÜN NİŞANLANIP YARIN EVLENSEN
HERBİRİNDEN AYRI SEVGİ GÖRSEN
YİNE DE GELİRSİN DİYE BEKLEYECEĞİM
MECNUN OLSA DA BU KADAR SEVER
SANA KAVUŞMADAN ÖLÜRSEM EĞER
AHİRET KAPISINDA BEKLEYECEĞİM
MAHKEME SORULARI
Asağıdakiler mahkemelerde avukatlar tarafından sorulmuş gerçek sorulardan derlenmiştir.Reha Muhtar’dan daha salakça soru sorulabilir mi? diye bir soruyla karşılaşınca artık “evet” diyeceksiniz!..
“Uykusunda ölen bir insan, ertesi günün sabahına kadar bunun farkına varamaz, değil mi doktor?”
“En genç olan oğlunuz, hani şu 20 yaşında olan, kaç yaşındaydı?”
“Resminiz çekilirken orada mıydınız?”
“Yalnız mıydınız, yoksa kendi başınıza mıydınız?”
“Savaşta öldürülen kardeşiniz miydi yoksa siz miydiniz?”
“Sizi öldürdü mü?”
“Çarpışma esnasında araçlar arasında ne kadar mesafe vardı?”
“Oradan ayrılana kadar orada mı kaldınız?”
“Kaç kere intihar etmeyi başardınız?”
Soru: “8 agustosta mı hamile kaldınız?”
Cevap: “Evet.”
Soru: “peki o anda siz ne yapıyordunuz?”
Soru: “Üç çocuğunuz var, değil mi?”
Cevap: “Evet.”
Soru: “Kaçı erkek?”
Cevap: “Erkek yok.”
Soru: “Hiç kızınız var mı?”
Soru: “Merdivenler alt bodruma iniyor dediniz, değil mi?”
Cevap: “Evet.”
Soru: “Peki bu merdivenler yukarı da çıkıyor muydu?”
Soru: “Bay ___, geçen yaz kusursuz bir balayına çıktınız, değil mi?”
Cevap: “Evet, Avrupa’ya…”
Soru: “Eşiniz de sizinle geldi mi?”
Soru: “İlk evliliğiniz niçin sona ermişti?”
Cevap: “Ölüm sebebiyle.”
Soru: “Kim ölmüştü?”
Soru: “Şüpheliyi tarif edebilir misiniz?”
Cevap: “Orta boyluydu, sakalı vardı.”
Soru: “Erkek miydi yoksa kadın mı?”
GÖNDEREN : HASAN TASDELEN
( ***** FIKRALARLA HACIMEHMETLİ*****)
Temel ve Kraliçe Elizabeth
Temel Istanbul a gelmis, yürüyormus.Bu arada 5 dakikada bir top atislari duyul-
maktaymis. Merak edip sormus. “Hemserim bu top atislari neyin nesi?” diye.
Kraliçe Elizabeth in gelmesi sebebiyle top atisi yapildigi anlatilmis.
Aradan yarim saatgeçmis ve top atislari halen sürmekteymis. Temel yine
sormus bir baskasina “Bu top atislari neden?” diye. Ayni cevabi alinca
söylenmis: “Ulan, yarim saattir bir kariyi vuramadilar, be!”
- Temel ve Sevgilileri
Temel in 3 tane sevgilisi vardir.Biri ögretmen, biri doktor, biri de santralcidir.
Fakat ögretmenle evlenmeye karar verir. Bunu bilen arkadasi sorar “Niye
ögretmen de digerleri degil?” diye. Temel de ona döner:
-Ula der, bilmez misin doktorlar “bugün git yarin gel” der, santralci de “su an
mesgul daha sonra tekrar deneyin” der. Ama ögretmen ne der? Hadi bir daha
tekrarliyalim…
- Parasitçü Temel
Temel Nato da havaci olarak askerligini yapiyormus. Komutan askerlere
parasütle nasil atlanacagini ögretmis.
- “Uçaktan atlayinca birinci ipi çekeceksiniz. Parasüt açilmaz ise ikinci ipi
çekeceksiniz. Yine açilmadi, o zaman Meryem Ana ya dua edeceksiniz.”
Temel uçaktan atlar. Birinci ipi çeker parasüt açilmaz, ikinci ipi
çeker yine açilmaz. O sırada yere yavas yavas süzülen komutaninin
yanindan geçerken sorar:
- “Komutanim, komutanim.. O karinin adi neydi ?”
- Banka Soygunu
Temel ile Dursun Amerika da yasarlarken paralari bitmis ve bir banka soymayi
kafalarina koymuslar. Gece yarisi olmus, Dursun ve Temel kapilari açip içeride
kasalari aramaya koyulmuslar. Temel bir kasa görmüş, açmislar ve içinden bir
kase muhallebi çikmis. E bu kadar ugrastik bosa gitmesin demisler ve bunu
Temel afiyetle yemis. Daha sonra bir kasa daha görmüsler ve onu da açmislar
bir kase muhallebi daha. Bunu da Dursun yemis. Tabii ikisi de sasirmis koca
bankada nasil para olmaz diye ve orayi terk etmisler.
Ertesi gün gazetelerde manset : “Dünyanin en büyük Sperm Bankasi soyuldu!..
- Pilot Temel
Pilot Temel telsize var gücüyle bagiriyordu :
- “Ula, sag motor bozuldu. Düseyrum, düseyrum. Meydey düseyrum. Kule düseyrum.”
Kule hemen cevapladi :
- “Mesaj anlasildi. Yerinizi bildirin, yerinizi bildirin.”
Temel gayet ciddi :
-”Pilot kabini, öndeki sol koltuk, pilot kabini, öndeki sol koltuk.”
- Temel Usülü Intihar
Dursun birgün ormanda gidiyormus. Temeli bir agaca belinden bagli sekilde
bulmus. “Napiyosun Temel” demis Dursun; Temel de “Intihar ediyorum” demis.
Dursun “Benim bildigim öyle intihar edilmez; o ipi beline diil boynuna
bagliyacaksin” demis. Temel de: onu da denedim; az daha boguluyodum…
Babanin Sonu
- Babam öldü, demis Temel.
ilyas sormus:
- Neden öldü?
- Apartmanin sekizinci katinin balkonundan düstü.
- Eyvah parçalandi mi?
- Yok, giristeki bakkalin tentesine düsünce oradan havalanip karsi
apartmana yöneldi.
- Apartmana mi çarpti, nasil oldu?
- Yok, karsi apartmanin balkonunda çamasirlar asili idi.Çamasir ipine
vurup fabrikanin bahçesine düstü.
- Orada mi öldü?
- Yok, fabrika çelik yay fabrikasi, bahçedeki yaylarin üzerine düsüp
havalandi yeniden…
- Peki sonra?
- Sonrasi ne? Baktik ki yere inmiyor, biz de vurduk onu
- Temel in Arabasi
Temel Dursun a arabasinin öyküsünü anlatiyordu :
Bir gün otostop yapiyordum ki önümde, bu arabayla, mini etekli
güzel bir bayan durdu ve beni arabasina aldi. Bir süre gittikten
sonra kadin arabayi kuytu bir köseye çekti. Mini etegini iyice
yukari çekip, dudaklarini islatti ve “Benden ne istersen
alabilirsin” dedi, ben de arabasini aldim.
Dursun : iyi etmissin Temel, zaten mini etek sana hiç yakismazdi.
- Evde Kimse Olmayacak
Temel Fadimeye demis ki; “Fadime, bu aksam bize gel. Evde kimse olmayacak.”
Fadime aksam gelmis kapiyi çalmis çalmis kimse açmamis…
- 2 Katli Otobüs
Bir gün Temel le Dursun 2 katli otobüsle yolculuk ediyomus. Temel
cep telefonunu çikartip alt kattaki Dursun u aramis.
- Orada havalar nasil Dursun kardesim?
- Bizim söför uyumus otobüs kendi kendine gidiyo valla Temel cigim…
- O dabirsey mi Dursun? Bizim katta söför bile yok. Otobüs kendi
kendine gidiyo…
Mühendis
Makine, elektrik ve bilgisayar mühendisi üç arkadas arabayla giderken, araba
bozulur. ilk olarak makinaci der ki :
- Bu makine mühendisinin isi bana birakin…
Motor aksami, devir, sudur, budur derken basarisiz olur ve isi birakir. Elektrik
mühendisi çikar ortaya :
- Herhalde elektrik sisteminde sorun var ben simdi hallederim…
Akü, sigorta, mars, hepsini kurcalar ama ise yaramaz. Diger ikisinin kendisine
baktigini ve siranin geldigini anlayan bilgisayar mühendisi :
- Arkadaslar, arabadan çikip tekrar girsek bence olucaktir:-)
OGUZZZ
FRANSIZ ALMAN VE TÜRKİYEDEN BİZİM TEMEL ARASINDA DAYAK YEME YARIŞI DÜZENLENMİŞ.
DAYAK ATAN ADAMLAR DEMİŞLER SİZLERE BİRE KOD VERECEZ DAYAĞA DAYANAMAYAN O KELİMEYİ SÖYLERSE BIRAKACAZ DİYE TAMAM DEMİŞLER
FRANSIZA SEN ELMA DERSEN BIRAKAZ , ALMANA SEN ARMUT DERSEN BIRAKACAZ , BİZİM TEMELE DE SEN KARPUZ DERSEN BIRAKACAZ DEMİŞLER.
NEYSE FRANSIZI ALMIŞLAR İÇERİYE BİR SAATTEN SONRA DAYANAMIŞ ELMA DEMİŞ , ALMAN 2 SAATTEN SONRA ARMUT DEMİŞ BİZİM TEMELİ ÖĞLEYE KADAR DÖĞMÜŞLER TIK YOK AKŞAM OLMUŞ TIK YOK DAYAK ATAN ADAMLAR YORULMUŞ YA BU TÜRKLER AMA SAĞLAM DEMEYE BAŞLAMIŞLAR EN SON GECE TEMEL KAFASINI DUVARLARA VURMAYA BAŞLAMIŞ HATIRLA HATIRLA NEYDİ HATIRLA DİYE…. :)))))))
Tatil bitti
Bir işadamı, oldukça yoğun ve yorucu geçen bir seneden sonra tatile çıkmaya karar verir. Eşi de kendisi gibi meşgul olduğu için birlikte tatil yapacakları bir dönem ayarlamak zor olur. İspanya kıyılarında bir otel bulur ve bulduğu ilk uçakla oraya gider. Otele yerleşirken bir aylık bir rezervasyon yaptırır. Bir hafta kadar güzelce tatil yaptıktan sonra, bir akşam yemeğinde garson kendisine bir mektup iletir. Mektubu okuyan işadamı, tatilini geçirdiği otelin yöneticisinin yanına gider. “Ne yazık ki tatil sona erdi…” Yönetici şaşırır ve üzülür. “Ama beyefendi, bir aylık rezervasyon yaptırmıştınız, ne oldu böyle aniden?” İşadamı çaresiz bakışlarla cevap verir: “Evet bir ay kalacağım, ama tatil bitti. Karım işinden izin almayı başarmış ve iki gün sonra burada olacakmış…”
Bizim Karı
Mahkemede hakim, Temel e sormuş;
- Kiminle evlisin?
- Bizum kariylan!
Hakim sinirlenmiş,;
- E, herhalde. Sen hiç erkekle evlenen duydun mu?
- Duydum tabi, nasil duymadum!
- Kimmiş,?
- Bizum kari.(veli mutlu)
Sana sunmalıyım berrak ve net görüntünü. Hiç bir karşılığı yada eşi olmayan güzelliğini yansıtmalıyım dalgaların gözlerinden. Avuçlarım yetmiyor susuzluguna. Bedenimin ıslanışıyla büyüyen sevgi çiçeğim , senin sunduğun özle birleşip büyüyor
Bütün yapraklarımı açarak, avuçlarımla beraber topladığım damlaları, koşarak sana ulaştırmalıyım. Uğruna canını feda edebileceğin bir sebebinin olması beni gururlandırıyor. En verimli ve besleyici zerreleri bırakmalıyım kalbine…Yağmurdan izin almazdım, çaldığım için damlalarını…
Senin için saatleri geri almalıyım, güzellik salonlarında gülümsemeliyim insanlara. Kahramanca savaşmalıyım gözlerin için aynalarla. Seni bulmalıyım büyüttüğün çiçekte…
Bir öz dilimin ucunda , öpmeliyim dudağının ince kıvrımından.
Güneş, bulut ,ay veya herhangi bir gök cismi selamlıyor saatlerce çiçeklerimizi… Düşünebileceklerim bunlar.
İzinsizde olsa seviyorlar seni.
Talihimi senin için değiştiriyorum, artık kader ikimiz için akıyor.
Seni Seviyorum
Öpüyor geceyi ay, bir çiçek olup açıyor gökyüzünde,
Perdesi aralanıyor bulutların, toprağa düşüyor damlalar,
Kara kayalara vuruyor su, dalga dalga,
Yemyeşil, masmavi, bazen de çalıyor kızıla,
Durgun sularda beşik sallıyor zaman,
Alev alev şarap gibi, kan kırmızı rengi,
Dudaklarım yanıyor söylediğim buruk şarkıdan,
Seni bekliyorum son demimde susuzluğumun,
Yaz akşamlarının kıyısında anılar
Tatlı bir esinti dolanıyor kollarıma,
Birde sen sarıyorsun suların durgunluğunda,
Gözlerimi alıyor ay, uykularımı çalıyor gece,
Sensizlik birde bensizlik,
Dudaklarım yanıyor,söylediğim buruk şarkıdan,
Seni bekliyorum ayın sulara düştüğü yerde,
Yüreklerimizi kaybettiğimiz gölgelerde…
ALINTI
Kurtuluş savaşında ordu büyük zayiat vermektedir…
Ordu komutanı bu gidişe dur demenin yollarını ararken aklına dahiyane bir fikir gelir. Hemen bölüğü düz bir arazide toplar ve bölüğe hitaben: Bu günden sonra düşman tarafından bir kelle getirene on lira vereceğini söyler ve bölüğü cepheye gönderir. Ertesi gün bölük şaha kalkar ve her kes iki,üç kelle getirip ordu komutanından parasını alır. Savaşın üçüncü günü ordu komutanı postası olan temelin yok olduğunu görür. Bölüğe haber salar ve tüm ölüler ile yaralıların arasında temeli araştırır. Yapılan aramalarda temelden iz yoktur. Temelsiz geçen beş günün sonunda nöbetçilerden birisi bölüğe doğru bir toz bulutunun yaklaştığını alarm verir. Dürbünü eline alan ordu komutanı yaklaşan bulutun bir kamyon olduğunu görür. Gözlerine inanamaz kamyonun kasası düşman kelleleriyle doludur ve direksiyondaki de temelden başkası değildir. Sevinçle temeli karşılayan ordu komutanı ordusuna dönerek asker dediğin böyle olmalı der ve temeli odasına çağırır. Odaya giden temele ordu komutanı:
-Bak evladım devletimiz savaş halinde,ekonomimiz bozuk ben size kelle başına on lira sözü verdim ama bu kadar kelleye ödeyecek paramız yok gel seninle bir anlaşma yapalım kelle başına sana altı lira vereyim demiş.
Komutanın teklifine şiddetle karşı çıkan temel parasını tam olarak ister. Bir türlü temeli ikna edemeyen komutan kızgın bir ifadeyle altı lirayı neden kabul etmediğini sorar.
Temelin cevabı müthiştir.
Komutanım vallahi yedi liradan ben aldım onları der.
(veli mutlu)
SENSİZLİK
Akşamın ardında batarken güneş,
İçime düştü bir garip ateş,
Yollar sokaklara dilendi geçti,
Beklediğim umutlar kayboldu gitti
Akıttım göz yaşlarımı, gözlerim küstü,
Geceler yakaladı beni suç üstü,
Sabahlar duru geceler sessiz,
Hiç bir şey olmuyor inan ki sensiz
Mevsimler boyu geçti kuşlar,
Gözlerde dinmez oldu yaşlar,
Gelse de ardından zorlu kışlar,
Bitmez ki dönüşü olmayan düşler…
ALINTI
DERSLERİNİZ Mİ ZAYIF BUNU AİLENİZE SÖYLEMEYİ ÇEKİNİYONUZ MU?
ARTIK ÖYLE BİR DERDİNİZ OLMASIN
BU YAZIYI KENDİNİZE GÖRE ÇEVİRİN KURTULUN
Istanbul’da üniversitede okuyan genç kiz Ankara’daki babasina telefon etmis:
“Baba, meraba.. Ben Nurten….”
“Ooooo. Güzel kizim benim. N’abersin bakalim?…”
“Hiç sorma babacigim. Hiç keyfim yok valla…”
“Hayirdir? Bi sorun mu var?…
Kiz aglamaya baslar; babasi ise üzüntü ve meraktan kafayi yemektedir !
“N’ooldu kizim? Anlatsana…”
“Murat evi terketti. Bosanmak istiyormus…”
“Ne evi lan? Ne bosanmasi? Sen ne zaman evlendin de bosaniyorsun?…”
“Hani senin hiç hoslanmadigin esrarkes çocuk vardi ya. Ben onunla evlendim.”
“Iyi halt ettin, zilli. Neyse, artik yapacak bi sey yok. Versin mahkemeye, hemen bosanin…”
“Bosanalim ama benden 10 milyar istiyor. Eger vermezsem, iyi zamanlarimizda çektigi çiplak fotograflarimi Internetten herkese yollayacakmis….”
“Püüh. Rezil… Çiplak fotograf çektirdin, öyle mi?”
“Ama babacigim. O benim kocamdi. Ne biliyim böyle bir pustluk yapacagini.”
“Peki. Olan olmus artik. Yarin havale ederim parayi…Ögleden sonra bankaya gidip çekersin; sonra da alip yakarsin o kahrolasi fotograflari…”
“Sagol baba. Eeee. Sey….Bi de kürtaj için 2 milyara ihtiyacim var…”
Adam artik iyice fenalasir. Boguk bir sesle konusur:
“Kürtaj mi? Bi de hamile mi kaldin o çocuktan sen?…”
“Aslinda ondan degil… Zenci bi çocuk vardi..Zaten o yüzden ayriliyoruz ya….”
Adam bayilmak üzeredir. Nabzi yükselir, tansiyonu düser, artik inleyerek konusmaktadir:
” Biz seni oraya okumaya yollamistik. Sen ne haltlar çevirmissin. Allahim. Nedir bu basimiza gelenler…Okulu bititir bitirmez Ankara’ya dönüyorsun, yoksa kirarim bacaklarini…
“Istersen hemen dönebilirim babacigim. Ben geçen yil okuldan atildim çünkü…”
Adam masanin üzerindeki soguk su dolu sürahiyi basindan asagiya devirir ve ancak bu sekilde konusmasini sürdürebilir:
“Okuldan mi atildin? Hani birlikte avukatlik yapacaktik, zilli?…Eh ulan? Sen hele bi gel buraya. Ben sana yapacagimi bilirim. Evden disariya adim attirmiycam sana. Ilk isteyenle de evlendiricem….”
“O is zor be baba.. Biliyorsun, moda oldu, artik evlenmeden önce esler birbirlerinden saglik raporu istiyorlar… Pek iyi bi rapor sunacagimi zannetmiyorum ben…”
“Allahim, çildiracagim… Bir de cinsel hastaliklar haaa…..Kesin o zencidendir…”
“Çok pis arkadaslari vardi. Bilmem artik hangisinden kapmisimdir…”
Güm diye bir ses duyulur. Adam kisa bir Süre için kendinden geçmistir; ancak hemen kendisini toparlayip tekrar telefonu alir.
“Hemen bu aksam dayini yolluyorum oraya. Seni alip gelecek. Adresini ver bakiyim…”
” Mahmutpasa Karakolu’ndayim… Gelirken kefalet için de biraz para getirsin yaninda…” >
“Karakol mu?…Bi de karakola mi düstün layyynnn? Ne yaptin?….”
“Dün kafam çok bozuktu, çok içmisim. Araba kiralayip dolasmaya çiktim. O kafayla Arnavutköy’de kokoreççi dükkanina girdim. Ama neyse ki kimse ölmedi. Dükkan sahibiyle kiralik araba firmasina biraz para vermek gerekir sanirim…”
Adam artik iyice fenalasmistir. Hatta fenalasmak ne kelime; adeta kahrolmustur.
Telefonda kisa bir sessizlik olur. Kiz tekrar konusmaya baslar:
“Babacigim. Sakin üzülme. Bütün bunlar bir sakaydi. Ben sadece sinifta kaldigimi söylemek için aramistim…”
Bunun üzerine adam sevinçle ve mutlulukla haykirir:
“Canin sagolsun be güzelim, bosveeerrr. Okul da neymis? Hiç mühim degil,tatli canin sagolsun senin
Hazırlayan :Oğuz K. Şahin
gönderen : (editör) oğuz kağan şahin
gönderen : (editör) oğuz kağan şahin
gönderen : (editör) oğuz kağan şahin
gönderen : (editör) oğuz kağan şahin
OGUZZZ
FRANSIZ ALMAN VE TÜRKİYEDEN BİZİM TEMEL ARASINDA DAYAK YEME YARIŞI DÜZENLENMİŞ.
DAYAK ATAN ADAMLAR DEMİŞLER SİZLERE BİRE KOD VERECEZ DAYAĞA DAYANAMAYAN O KELİMEYİ SÖYLERSE BIRAKACAZ DİYE TAMAM DEMİŞLER
FRANSIZA SEN ELMA DERSEN BIRAKAZ , ALMANA SEN ARMUT DERSEN BIRAKACAZ , BİZİM TEMELE DE SEN KARPUZ DERSEN BIRAKACAZ DEMİŞLER.
NEYSE FRANSIZI ALMIŞLAR İÇERİYE BİR SAATTEN SONRA DAYANAMIŞ ELMA DEMİŞ , ALMAN 2 SAATTEN SONRA ARMUT DEMİŞ BİZİM TEMELİ ÖĞLEYE KADAR DÖĞMÜŞLER TIK YOK AKŞAM OLMUŞ TIK YOK DAYAK ATAN ADAMLAR YORULMUŞ YA BU TÜRKLER AMA SAĞLAM DEMEYE BAŞLAMIŞLAR EN SON GECE TEMEL KAFASINI DUVARLARA VURMAYA BAŞLAMIŞ HATIRLA HATIRLA NEYDİ HATIRLA DİYE…. :)))))))
Tatil bitti
Bir işadamı, oldukça yoğun ve yorucu geçen bir seneden sonra tatile çıkmaya karar verir. Eşi de kendisi gibi meşgul olduğu için birlikte tatil yapacakları bir dönem ayarlamak zor olur. İspanya kıyılarında bir otel bulur ve bulduğu ilk uçakla oraya gider. Otele yerleşirken bir aylık bir rezervasyon yaptırır. Bir hafta kadar güzelce tatil yaptıktan sonra, bir akşam yemeğinde garson kendisine bir mektup iletir. Mektubu okuyan işadamı, tatilini geçirdiği otelin yöneticisinin yanına gider. “Ne yazık ki tatil sona erdi…” Yönetici şaşırır ve üzülür. “Ama beyefendi, bir aylık rezervasyon yaptırmıştınız, ne oldu böyle aniden?” İşadamı çaresiz bakışlarla cevap verir: “Evet bir ay kalacağım, ama tatil bitti. Karım işinden izin almayı başarmış ve iki gün sonra burada olacakmış…”
Bizim Karı
Mahkemede hakim, Temel e sormuş;
- Kiminle evlisin?
- Bizum kariylan!
Hakim sinirlenmiş,;
- E, herhalde. Sen hiç erkekle evlenen duydun mu?
- Duydum tabi, nasil duymadum!
- Kimmiş,?
- Bizum kari.(veli mutlu)
Sana sunmalıyım berrak ve net görüntünü. Hiç bir karşılığı yada eşi olmayan güzelliğini yansıtmalıyım dalgaların gözlerinden. Avuçlarım yetmiyor susuzluguna. Bedenimin ıslanışıyla büyüyen sevgi çiçeğim , senin sunduğun özle birleşip büyüyor
Bütün yapraklarımı açarak, avuçlarımla beraber topladığım damlaları, koşarak sana ulaştırmalıyım. Uğruna canını feda edebileceğin bir sebebinin olması beni gururlandırıyor. En verimli ve besleyici zerreleri bırakmalıyım kalbine…Yağmurdan izin almazdım, çaldığım için damlalarını…
Senin için saatleri geri almalıyım, güzellik salonlarında gülümsemeliyim insanlara. Kahramanca savaşmalıyım gözlerin için aynalarla. Seni bulmalıyım büyüttüğün çiçekte…
Bir öz dilimin ucunda , öpmeliyim dudağının ince kıvrımından.
Güneş, bulut ,ay veya herhangi bir gök cismi selamlıyor saatlerce çiçeklerimizi… Düşünebileceklerim bunlar.
İzinsizde olsa seviyorlar seni.
Talihimi senin için değiştiriyorum, artık kader ikimiz için akıyor.
Seni Seviyorum
Öpüyor geceyi ay, bir çiçek olup açıyor gökyüzünde,
Perdesi aralanıyor bulutların, toprağa düşüyor damlalar,
Kara kayalara vuruyor su, dalga dalga,
Yemyeşil, masmavi, bazen de çalıyor kızıla,
Durgun sularda beşik sallıyor zaman,
Alev alev şarap gibi, kan kırmızı rengi,
Dudaklarım yanıyor söylediğim buruk şarkıdan,
Seni bekliyorum son demimde susuzluğumun,
Yaz akşamlarının kıyısında anılar
Tatlı bir esinti dolanıyor kollarıma,
Birde sen sarıyorsun suların durgunluğunda,
Gözlerimi alıyor ay, uykularımı çalıyor gece,
Sensizlik birde bensizlik,
Dudaklarım yanıyor,söylediğim buruk şarkıdan,
Seni bekliyorum ayın sulara düştüğü yerde,
Yüreklerimizi kaybettiğimiz gölgelerde…
ALINTI
Kurtuluş savaşında ordu büyük zayiat vermektedir…
Ordu komutanı bu gidişe dur demenin yollarını ararken aklına dahiyane bir fikir gelir. Hemen bölüğü düz bir arazide toplar ve bölüğe hitaben: Bu günden sonra düşman tarafından bir kelle getirene on lira vereceğini söyler ve bölüğü cepheye gönderir. Ertesi gün bölük şaha kalkar ve her kes iki,üç kelle getirip ordu komutanından parasını alır. Savaşın üçüncü günü ordu komutanı postası olan temelin yok olduğunu görür. Bölüğe haber salar ve tüm ölüler ile yaralıların arasında temeli araştırır. Yapılan aramalarda temelden iz yoktur. Temelsiz geçen beş günün sonunda nöbetçilerden birisi bölüğe doğru bir toz bulutunun yaklaştığını alarm verir. Dürbünü eline alan ordu komutanı yaklaşan bulutun bir kamyon olduğunu görür. Gözlerine inanamaz kamyonun kasası düşman kelleleriyle doludur ve direksiyondaki de temelden başkası değildir. Sevinçle temeli karşılayan ordu komutanı ordusuna dönerek asker dediğin böyle olmalı der ve temeli odasına çağırır. Odaya giden temele ordu komutanı:
-Bak evladım devletimiz savaş halinde,ekonomimiz bozuk ben size kelle başına on lira sözü verdim ama bu kadar kelleye ödeyecek paramız yok gel seninle bir anlaşma yapalım kelle başına sana altı lira vereyim demiş.
Komutanın teklifine şiddetle karşı çıkan temel parasını tam olarak ister. Bir türlü temeli ikna edemeyen komutan kızgın bir ifadeyle altı lirayı neden kabul etmediğini sorar.
Temelin cevabı müthiştir.
Komutanım vallahi yedi liradan ben aldım onları der.
(veli mutlu)
SENSİZLİK
Akşamın ardında batarken güneş,
İçime düştü bir garip ateş,
Yollar sokaklara dilendi geçti,
Beklediğim umutlar kayboldu gitti
Akıttım göz yaşlarımı, gözlerim küstü,
Geceler yakaladı beni suç üstü,
Sabahlar duru geceler sessiz,
Hiç bir şey olmuyor inan ki sensiz
Mevsimler boyu geçti kuşlar,
Gözlerde dinmez oldu yaşlar,
Gelse de ardından zorlu kışlar,
Bitmez ki dönüşü olmayan düşler…
ALINTI
DERSLERİNİZ Mİ ZAYIF BUNU AİLENİZE SÖYLEMEYİ ÇEKİNİYONUZ MU?
ARTIK ÖYLE BİR DERDİNİZ OLMASIN
BU YAZIYI KENDİNİZE GÖRE ÇEVİRİN KURTULUN
Istanbul’da üniversitede okuyan genç kiz Ankara’daki babasina telefon etmis:
“Baba, meraba.. Ben Nurten….”
“Ooooo. Güzel kizim benim. N’abersin bakalim?…”
“Hiç sorma babacigim. Hiç keyfim yok valla…”
“Hayirdir? Bi sorun mu var?…
Kiz aglamaya baslar; babasi ise üzüntü ve meraktan kafayi yemektedir !
“N’ooldu kizim? Anlatsana…”
“Murat evi terketti. Bosanmak istiyormus…”
“Ne evi lan? Ne bosanmasi? Sen ne zaman evlendin de bosaniyorsun?…”
“Hani senin hiç hoslanmadigin esrarkes çocuk vardi ya. Ben onunla evlendim.”
“Iyi halt ettin, zilli. Neyse, artik yapacak bi sey yok. Versin mahkemeye, hemen bosanin…”
“Bosanalim ama benden 10 milyar istiyor. Eger vermezsem, iyi zamanlarimizda çektigi çiplak fotograflarimi Internetten herkese yollayacakmis….”
“Püüh. Rezil… Çiplak fotograf çektirdin, öyle mi?”
“Ama babacigim. O benim kocamdi. Ne biliyim böyle bir pustluk yapacagini.”
“Peki. Olan olmus artik. Yarin havale ederim parayi…Ögleden sonra bankaya gidip çekersin; sonra da alip yakarsin o kahrolasi fotograflari…”
“Sagol baba. Eeee. Sey….Bi de kürtaj için 2 milyara ihtiyacim var…”
Adam artik iyice fenalasir. Boguk bir sesle konusur:
“Kürtaj mi? Bi de hamile mi kaldin o çocuktan sen?…”
“Aslinda ondan degil… Zenci bi çocuk vardi..Zaten o yüzden ayriliyoruz ya….”
Adam bayilmak üzeredir. Nabzi yükselir, tansiyonu düser, artik inleyerek konusmaktadir:
” Biz seni oraya okumaya yollamistik. Sen ne haltlar çevirmissin. Allahim. Nedir bu basimiza gelenler…Okulu bititir bitirmez Ankara’ya dönüyorsun, yoksa kirarim bacaklarini…
“Istersen hemen dönebilirim babacigim. Ben geçen yil okuldan atildim çünkü…”
Adam masanin üzerindeki soguk su dolu sürahiyi basindan asagiya devirir ve ancak bu sekilde konusmasini sürdürebilir:
“Okuldan mi atildin? Hani birlikte avukatlik yapacaktik, zilli?…Eh ulan? Sen hele bi gel buraya. Ben sana yapacagimi bilirim. Evden disariya adim attirmiycam sana. Ilk isteyenle de evlendiricem….”
“O is zor be baba.. Biliyorsun, moda oldu, artik evlenmeden önce esler birbirlerinden saglik raporu istiyorlar… Pek iyi bi rapor sunacagimi zannetmiyorum ben…”
“Allahim, çildiracagim… Bir de cinsel hastaliklar haaa…..Kesin o zencidendir…”
“Çok pis arkadaslari vardi. Bilmem artik hangisinden kapmisimdir…”
Güm diye bir ses duyulur. Adam kisa bir Süre için kendinden geçmistir; ancak hemen kendisini toparlayip tekrar telefonu alir.
“Hemen bu aksam dayini yolluyorum oraya. Seni alip gelecek. Adresini ver bakiyim…”
” Mahmutpasa Karakolu’ndayim… Gelirken kefalet için de biraz para getirsin yaninda…” >
“Karakol mu?…Bi de karakola mi düstün layyynnn? Ne yaptin?….”
“Dün kafam çok bozuktu, çok içmisim. Araba kiralayip dolasmaya çiktim. O kafayla Arnavutköy’de kokoreççi dükkanina girdim. Ama neyse ki kimse ölmedi. Dükkan sahibiyle kiralik araba firmasina biraz para vermek gerekir sanirim…”
Adam artik iyice fenalasmistir. Hatta fenalasmak ne kelime; adeta kahrolmustur.
Telefonda kisa bir sessizlik olur. Kiz tekrar konusmaya baslar:
“Babacigim. Sakin üzülme. Bütün bunlar bir sakaydi. Ben sadece sinifta kaldigimi söylemek için aramistim…”
Bunun üzerine adam sevinçle ve mutlulukla haykirir:
“Canin sagolsun be güzelim, bosveeerrr. Okul da neymis? Hiç mühim degil,tatli canin sagolsun senin
Hazırlayan :Oğuz K. Şahin
gönderen : (editör) oğuz kağan şahin
gönderen : (editör) oğuz kağan şahin
gönderen : (editör) oğuz kağan şahin
gönderen : (editör) oğuz kağan şahin
BİLİYORUM BU YARA HİÇ KAPANMAYACAK
Telefonlarıma cevap vermeyeceksin…Cevap versen bile, öyle yorgun öyle
isteksiz çıkacak ki sesin, bir küfür gibi…
Sevmeyeceksin beni…Biliyorum bu şehri bana dar edeceksin…
Çünkü anladın; sevgimden tanıdın beni.O yanık, o hasta bakışımdan…Uçuruma
atlar gibi sevdalanışımdan…
Sevmek deyince, hemen ardından, ölüm, dememden anladın…
Anladın ve kardeşini bir kabustan uyandırır gibi çırılçıplak gerçeğe
uyandırdın beni; uyandırdın ve kaçtın…
Çünkü sen de benim gibiydin; sen de benim gibi seni sevmeyeni sevdin hep.Sana
acı çektireni…Seni aramayanı, telefonlarına çıkmayanı, çıkınca seninle bir küfür
gibi konuşanı sevdin…Sen de benim gibi seni incitip üzeni sevdin hep.
Bakışından hissettim bunu, kokundan, dokunuşundan…
Beni sevmeyecektin biliyorum ama…Ama, öyle susamıştımki kendim gibi birini
sevmeye…Öylesine muhtaçtımki gercekten incitilmeye, gercekten acı
çekmeye, kendim gibi birini özlemeye öylesine muhtaçtım ki, seni tanır tanımaz
çözüldüm…
Sana da olmuştur…Öylesine susamışsındır ki sevilmeye, kendin gibi birini
bulunca tutamaz kendini, herşeyi, belkide söylenmiycek her şeyi o an, garip bir
telaşla söylersin…
Hatta söylerken anlarsın, söylememen gereken şeyleri söylediğini
hissedersin, battığını, giderek çıkmaza girdiğini…Ama yine de engelleyemezsin
kendini tutamazsın.
Aleyhinde olabilecek herşeyi söylersin…Üstelik bunu anladıkca daha da
batırmak istersin kendini…Biraz daha zor duruma düşürmek…
Daha da kaybetmek, daha da dibe batmak istersin…Sanki bile isteye kendi
mutlulugunu kendi elinle bozmak istersin…Kendinden gizli bir öç alır gibi.
Sanki hiç mutlu olmak istemiyormuş gibi…Sanki hiç sevilmek istemiyormuş
gibi…
Bir tür gurur muydu bu?
Birgün nasılsa ve hiç olmadık bir anda alınıp kopartılmadan, kendi
ellerimizle onu yok etmek, bizim gibilerin mutluluğuna tahammül edemeyen bu
hayatta, bu hayatın zorba kurallarına bir tür başkaldırmak mıydı?
Bir şizofren çocuk tanımıştım bir gün.Tam karşımda
oturuyordu.gencecik, yakışıklı bir çocuktu.Şizofren olduğunu
biliyordu.Biliyordu iyileşemiyeceğini…İki de bir, önce kolunu uzatıp, sonra
avucunu açıyor; Mutluluk avuçlarımdaydı, yakalamıştım ama kaçtı
diyor, kaçtı, derken avuçlarını boşluğa kapatıyordu…
Hiç unutmuyorum, bu hareketi defalarca yapmıştı…
Yine hiç unutmuyorum; burjuvalara özenen bir ailede büyüdüm ben.Görgü kitabı
masanın üstünde dururdu hep.
Annem o kitabı defalarca ezberletirdi bize.Yemeğe nasıl oturulacak..çorba
nasıl içilir? Kaşık nerede, çatal nerede durmalı…Balık nasıl yenir? Peçete nasıl
katlanır…Sinemada nasıl oturulur…
Ben de eskiden senin gibi saftım.İnanırdım bu dünyada bile şölenler
olacağına…Bu dünyada anne, baba, kardeşler, bir sofrada lekesiz bir mutluluk
yaşayabilirler diye inanırdım…O kasvetli görgü kuralları kitabına rağmen
inanırdım…
Önce dilediğim gibi başlardı herşey.Herkes bir arada, sonsuz mutlu gibi…Sonra
birden hiç beklenmedik bişey olur, biri ağlayarak odaya kaçardı…İçerden, arka
odadan, ağlamaklı, sonsuz küskün sesler gelirdi; bıktım artık, bıktım, usandım
hepinizden, gideceğim buralardan, yetti artık! …
Ben de senin gibi saftım o zamanlar…Gidilecek neresi var dı ki derdim…İşte
hep birlikteyiz…Alemi var mı bu mutluluğu bozmanın? …
Sonraları çok sonraları anladım.Meğer biz, bizim aile, herkes, tesadüfen bir
araya gelmişiz tesadüften de öte…Biz…bizim aile, herkes, aslında hiç
istemeden, nedeni bilinmeyen bir zorunluluk sonucu bir araya gelmişiz…
Aslında biz bir araya gelmemek için yaratılmışız.
Hayatın en büyük yanlışıymış bizim bir arada olmamız! …
Evet cok geç anladım…
Bıraktım lekesiz mutlulukları; ben kavgasız, üzüntüsüz bir pazar sofrası
özlerken, aslında herkes…annem, babam, kardeşim o evden uzaklara, hiç dönmemek
üzere çok uzaklara gitmek istiyormuş…
Dünyanın en mutsuz otogarı…Dünyanın en imkansız istasyonuydu bizim
evimiz…Yıllarca uzaklara, cok uzaklara gitmek isteyip, bir türlü gidemeyenlerin
sonsuz bekleme durağıydı bizim evimiz…
İşte bu yüzden sevmek benim için bir tutsaklıktı, tuzaktı böylesi sevip
bağlanmak.Uzaklara cok uzaklara gitmek isteyenleri engellemekti.
Sevgi yüzünden bizim ailedeki hiç kimse istediği yere
gidemiyordu…Birbirimize duyduğumuz sevgi, aynı zamanda bizi birbirimize düşman
ediyordu…
Hem biz, bizim aile…Güneşli bir günde ansızın başlayan sağanak yağmurlar
gibiydik…
Bu yüzden hep hırçın, hüzünlü, kırgındık…
Bu yüzdendi, her şeyi, çok iyi gidiyor sanırken, içimizde yükselmesine bir türlü
engel olamadığımız o felaket duygusu…
Anlamıştım senin ailen de böyleydi…
Üstelik öyle severlerdi ki sizi, birgün hiç olmadık bir anda, aslında
istenmeyen çocuklar olduğunuzu söylerlerdi size! …
Sana ya da kardeşine…Tesadüfen dünyaya geldiğinizi…Beklenmedik bir misafir
olduğunuzu! …Aksi gibi, istikbaliniz için hiçbir şeyi esirgemediklerini
söyledikten sonra söylerlerdi böyle sıradan şeyleri! …
Sizin için…Senin için hiçbir fedakarlıktan kaçınmadıklarını söyledikten
sonra…
Senin de ailen benimki gibiydi…Güneşli bir günde ansızın başlayan sağanak
yağmurlar gibiydi…Bu yüzden sen de benim gibi böyle hırçın, hüzünlü, kırgınsın
her şeye…
Yıllar önce tanıdığım o şizofren çocuk gibi; tam mutluluğu yakalamışken
kaybetmiş gibisin hep…
Ben beni istediğim gibi sevmemiş olan annemin hayaletini arıyorum imkansız
kadınlarda…
Sen, seni istediğin gibi sevmemiş olan babanın hayaletini arıyorsun imkansız
erkeklerde…
Biliyorum ne ben o kadını bulacağım ne de sen o erkeği bulacaksın…
Ve ne acı ki, hep bizi sevmemiş olanları seveceğiz ikimizde…Ne acıki, hep bizi
incitip üzenlere bağlanacağız…Telefonlarımıza çıkmayanlara… Çıksa bile küfür
gibi konuşanlara sevdalanacağız…
Bizden bir çift güzel laf esirgeyenleri özleyecegiz…
Ölesiye, amansız seveceğiz onları…
Biliyorum, bu yüzden odan böyle…Güncelerin ortalık yerde…Kitapların
orada, burada…Anıların saçılmış ortalık yere…Her şeyin darmadağın…
Biliyorum bu yüzden düzenden, adı düzen olan her şeyden nefret ediyorsun…Sen
de benim gibi; toparlayıp da ne yapacağım, düzenli olunca ne olacak; sonunda bir
gün biri gelip her şeyi, biriktirdiğim, düzenlediğim, üzerine özenle titrediğim
her şeyi daha önce hep olduğu gibi hiç beklemediğim bir anda savurup, bozup
gitmeyecek mi, diye düşünüyorsun…
Biliyorum, sen benim için hiç bir zaman ulaşamayacağım annemin
hayaletisin…Ailemdeki insanlar gibisin çok duygusal çok güçlü, çok yaralı…
Onlar da senin gibi seninkiler gibiydi…Aklı başında, mazbut insan rolünü
oynamaktan ve ertelenmiş düşleri yüzünden yorgun düşmüş, yarı çılgınlardı…Hepsi
yanlış evde ve yanlış bir yerde yaşadıklarını söylerlerdi…Düşleri çok
garipti…En kısa yolculuk bile onları yorduğu halde; okyanusları aşmayı ve başka
kıtalara gitmeyi düşlerlerdi…
Yine aradım seni, yoksun…bulsam, benimle küfür gibi konuşacaksın…
Bir kere çözüldüm sana…Bir kere sana senin gibi olduğumu hissettirdim…
Oysa baştan beri biliyordum; sen.seni sevmeyenleri seversin.Tıpkı benim
gibi…
Ama öyle özledim ki benim gibi birini sevmeyi…Öyle özledimki kendim gibi
biri tarafından incitilmeyi, üzülmeyi…
Yine aradım seni yoksun…Beni de birileri arıyor…Beni de kendi gibi birini
sevmeyi özleyenler arıyor…Kendi gibi biri tarafından incitilmeyi, üzülmeyi
özleyen birileri arıyor.
Hiç cevap vermiyorum…BEN SENİ İSTİYORUM, SENİ ARIYORUM…
Kayıtsızlığınla beni yok ediyorsun, geride sen kalıyorsun.Ama seni de biri
yok ediyor…
Aslında bu oyunda herkes birbirini yok ediyor…
Ben birilerini, o birileri başkalarını.Sen beni…Seni bir başkası…
Hem çok iyi biliyorum; beni sevsen bile hiç kapanmayacak bu yaram…Seni biri
sevse de hiç kapanmayacak bu yaran…
Hiç kapanmayacak! …Avuçların hep boşluğa kapanacak.Tıpkı o şizofren genç
gibi…
ALINTI
Halil TAYKAYA
Başındaki gözleri önde değil arkada
Yürüyor önündeki engelleri görmeden…
Böyle yaratıklar var her ülkede dünyada
Onlar toplulukları uçuruma götüren…
Böylesi yaratıklar yapar işin tersini
Doluyor zanederler…elleri boşta kalır…
Felek bu gaddarlara acı verir dersini
Gözleri önde olan görür de önlem alır…
Gözü arkada olan görmez ilerisini
Onun gözleri gibi aklı da hep geridir…
Tek kendini düşünür,düşünmez gerisini
Böyleleri dünyaya gelmese çok yeridir…
Böylesi yaratıklar yöneticisiyse başta
Günahsız Uluslara zâlim bir cellat olur,
Dün IRAK’ta bir SADDAM…yarınlarda bir başka…
Onlar saltanat için KANLI TAHTTA oturur…
h_ taykaya
Başındaki gözleri önde değil arkada
Yürüyor önündeki engelleri görmeden…
Böyle yaratıklar var her ülkede dünyada
Onlar toplulukları uçuruma götüren…
Böylesi yaratıklar yapar işin tersini
Doluyor zanederler…elleri boşta kalır…
Felek bu gaddarlara acı verir dersini
Gözleri önde olan görür de önlem alır…
Gözü arkada olan görmez ilerisini
Onun gözleri gibi aklı da hep geridir…
Tek kendini düşünür,düşünmez gerisini
Böyleleri dünyaya gelmese çok yeridir…
Böylesi yaratıklar yöneticisiyse başta
Günahsız Uluslara zâlim bir cellat olur,
Dün IRAK’ta bir SADDAM…yarınlarda bir başka…
Onlar saltanat için KANLI TAHTTA oturur…
h_ taykaya
Yine uçtu talih kuşu
Dolaşıyor başlar üstü,
Belli değildir konuşu
O yüzden ne canlar küstü…
Mutlak konacak bir başa
Ürkütsen,ürkütmesen de…
Herkes giremez yarışa
Umutlanma boşa sen de…
Onun yuvası yüksekte
Yedi yılda bir uyanır,
Uçuşu bitince gökte
Yuvasına konuşlanır.
O, kuşların pak beyazı
Ona saygısızlık olmaz.
O, alında güzel yazı…
Makam,mevki bâki kalmaz…
İlk konduğu baş: ATATÜRK…
Konarken o seçer LAİK…
Kondukları saygın, büyük…
Olmalı yuvaya lâyık…
h_ taykaya
Sığmazsın bilirim bir kaç mısraya,
Anlatmak isterim seni dünyaya,
Acelen neydiki uçtun semaya,
Mezar’ının başında ağlarım baba,
Gururu sevgiyi senden öğrendim,
Mis gibi kokunu özledim baba,
Bu kadar genç yaşda ölmemeliydin,
Hasretin ciğerimi deliyor baba,
Bu kadar acıya nasıl dayandın,
Sabırlı olmayı öğrettin baba,
Bu koca dünyaya neden sığmadın,
Geride bıraktın bizleri baba,
Hastane yolları kaderin oldu,
Yanında biz varız üzülme baba,
O kanser illeti ecelin oldu,
Mevladan ümitler kesilmez baba,
h_ taykaya
Zaten hep eksik yaşanmaz mı
Sevdalar…
Hep yarım kalmaz mı
Boşver sevdiğim bizimkide yarım kalsın
Ne gözlerin baksın gözlerime
Ne ellerin tutsun ellerimi
En azından yalanlarla kirletmeyiz sevgimizi
Mümkün olsaydı gitmek
Giderdim çok uzaklara
Unutmak mümkün olsaydı unuturdum da
Kapanacağını bilseydim içimdeki yaranın susardım sevdiğim
Ama mümkün mü şimdi mutlu olmak
Gözlerimdeki yaşları silmek
Yeniden gülümsemek
İçimde her geçen gün dahada büyüyecek boşluğu doldurmaK
MÜMKÜN DEĞİL
veli mutlu
BİR TANEM
Öyle bir yerdesin ki bir tanem
Ne soğuk rüzgarlar üşütür bedenini
Ne kızgın güneş yakar tenini
Aradan geçse de yıllar
Takvimlerden dökülse de yapraklar
Umutla hep dönmeni bekleyeceğim
Bir gün geri döndüğünde
Merhaba bir tanem diyeceğim
Unutsan da sen beni
Hiç unutmayacağım ben seni
Çünkü sen,
Kimsenin ulaşamadığı,
Kimsenin varamadığı bir yerde
Yüreğimdesin ….
(veli mutlu)
İşte ! aradığım kız bu
İlk yemeğe çıkışımızda cep telefonu çaldı. Elini çantasına attı. Kurcaladı, kurcaladı.
Telefon uzun uzun çalmaya devam ediyordu. Bir türlü bulamadı.
Sonra o güzel cümle döküldü dudaklarından:
‘Evde mi bıraktım acaba?’ İşte o an aradığım kız bu dedim.
—————————————————-
Pişmanlık
Bilinçli tüketim, bilinçli üretimle olur 18.000 YTL kredi kartı borcum olduğunu öğrenen babamın ilk tepkisi;
‘Keşke korunsaydım’
—————————————————
Altıncı his
6. His filmini izledin mi dedim. Hayır ama çok övdüler dedi.
Bende filmin CD’si var, istersen vereyim izle, ben de çok beğendim dedim.
Şimdi izlersem bir şey anlamam, ilk 5 tanesini izlemem lazım önce dedi.
Sustum.Gülmedim bile. Artık görüşmüyoruz.
—————————————————-
Öncelik
Evlenmeyi düşündüğü erkek arkadaşının ‘benden önce biriyle oldun mu?’ sorusuna, ‘buraya gelmeden önce mi?’ cevabını vererek evlilik umutlarını magmalara atan hatunun gerçek sarışın olduğunu söylememe bilmem gerek kaldı mı?
—————————————————-
Suyu ısıt
Geçenlerde köyde komşunun evinin önünden geçiyordum.
Yaşlı amca hanımına şöyle dedi: ‘Hanım suyu ısıt; olursa olur olmazsa çay demleriz.’
Hala gülmekteyim.
—————————————————-
Maalesef Kaybettik
Aniden fenalaşan annelerini apar topar hastanenin acil servisine taşıyan, ancak yarım saat sonra doktorun ‘maalesef annenizi kaybettik’ demesiyle annelerinin öldüğünü öğrenemeyen(!)
bunun yerine ‘ulan nasıl kaybedersiniz koca kadını daha demin buradaydı!’ deyip doktoru bir güzel döven komşularım var duyurulur…
—————————————————-
Ramazan geldi
Her zaman canım, aşkım diyen kocacığım Ramazan geleli beri,orucu bozulmasın diye bana ‘kanka’ diyor ya..
—————————————————-
Danger
Önümüzde ilerleyen tankerin üzerindeki ‘DANGER’ yazısını görüp de
‘Allah’ın akıllısı, tanker yazacağına danger yazmış’ diyen ve arkasından kahkahalarla gülen teyzemi nerelere göndersem acaba?
————————————————–
Kıbleye çevirin
Bu zamana kadar hiçbir şeyi alkışlatamamıştım kısmet bugüneymiş.
Lütfen o büyük alkışlarınız pilota ‘Uçağı kıbleye çevirin, namaz kılacağım’ diyen gurbetçi vatandaşımıza gelsin. Haberi gördüğümde ben öyle yaptım da.
—————————————————-
Efendi Çocuklar
Lütfen bir alkış da benim anneme zira kendisi geçen gün televizyonda
zap yaparken, Aydın ve Fatih Ürek’i görünce, ‘Ben bunları çok
severim, mankenlerle falan dedikoduları çıkmıyor, terbiyeli çocuklar’ dedi.
———————————————————————————————————————————————————–
Bizim oradaki Carrefour´un ilk açıldığı zamanlar. Mağazada anlık
indirim duyurularını anons eden kişi şöyle dedi:
‘Pantolonları indirdik, orta reyonda sizleri bekliyoruz.’
—————————————————-
Lise yıllarında Milli Güvenlik dersinde hocamız olan subay, sınıfın
güzel kızlarından birini kaldırmış ve ondan subay rütbelerini
küçükten büyüğe doğru saymasını istemişti. Sıralamayı aynen yazıyorum:
‘Teğmen, üsteğmen, yüzbaşı, binbaşı, yarbaşı ve albaşı.’
—————————————————-
Geçenlerde gittiğim düğünde takılan paraları anons eden şahıs aynen
şöyle dedi:
‘Gelin hanım köşede, isteyen takabilir.’
———————— —————————
Arkadaşımın sevgilisi komiser. Geçenlerde ikisi arabada sohbet ederlerken;
- ‘Bilmem kaç merkez, yolda üç tane or..pu var Tamam’ diye bir telsiz
anonsu gelmiş.
Erkek arkadaşı çok utanmış ve hemen telsize sarılıp telsizin diğer
ucundaki memura;
- ‘Bu ne biçim anons, malum kadın deyin biz anlarız’ diye fırça atmış.
On dakika sonra gelen telsiz anonsu ikisini de kahkaha krizine sokmuş.
- ‘Komiserim malum kadınlar or..pu degilmiş Tamam’
—————————————————-
Bir arkadaşımla balık almaya gittiğimizde, arkadaşım kovanın içinde yüzüp
çırpınan balıklara bakıp;
- ‘Bunlar taze mi?’ diye sormuştu.
Balıkçı da cevabı hemen yapıştırdı:
- ‘Yok abla, pil takıp oynatıyoruz’ (OGUZZİ)
Konu Tarihi Ve saati: Pazartesi, Ekim 13, 2008 at 16:08
Sizden Gelenler. Both comments and pings are currently closed.



elime yüregime saglık
Temmuz 31st, 2008 at 17:13
haha
Ağustos 8th, 2008 at 16:21:)))
HASAN ABİ Bİ TANESİN SEN GÜLDÜRDÜN YİNE BENİ
Ağustos 11th, 2008 at 10:20arkadaşlar lütfen buraya eklediğiniz fıkra vesaire yazılar,genel ahlak kurallarına uygun olsun,yoksa silinecektir.
özcan bortepe
Ağustos 12th, 2008 at 01:07